31 Aralık 2008 Çarşamba

hz.isa 2009 yaşında..

zeynep rumeysa (13:02):
hümeyra akşam nabünüz? :D
ayşe hümeyra (13:04):
bilmeyrum
noldu :-)
zeynep rumeysa (13:04):
yılbaşı ya ondan dedim, kutlama falan :p
ayşe hümeyra (13:05):
taksime gidecektik ama kutlama yokmuş bu sene :p
biz de çerezimizi düdüğümüz fln alıp
tv seyredemeyeceğiz
çünkü yok :)
bilmem hayati
iyi olursa belki alışverişe gideriz
ayşe hümeyra (13:06):
k. pederim kötü hissederse belki oraya gideriz
belki de
mısır patlağı yer film seyrederiz
ya siz
zeynep rumeysa (13:07):
napcaz hİÇ :-)
ayşe hümeyra (13:08):
rumeysa bu kısmı
bloguma koyabilir miyim ;)
zeynep rumeysa (13:09):
koyy, sen yazdın zaten daha çok ben bişi yazmadım
kaç gündür evdeyim sıkıldım
zeynep rumeysa (13:09):
marketefalan gitsek bi ara dedim ablama. "ne zorumuz var bu havada?" dedi
ayşe hümeyra (13:10):
doğru demiş :)


kısacası yılbaşı dediğin bizde böyle geçer.. sıradanın da sıradanı bir gün, bir akşam gibi..

27 Aralık 2008 Cumartesi

gel vatandaş gel, komediye gell!!

videonun sunum şekli aynen şöyle; "Tüyleriniz diken diken olacak, gözleriniz yaşlanacak.."
artık bilmem siz ne düşünürsünüz...


Bu alan Flash 7 veya daha yüksek eklenti gerektiriyor. Yüklemek için tıklayınız!

24 Aralık 2008 Çarşamba

comunicazione

Dear meyra,
We would like to inform you that our office will be closed from the 24th of December 2008 to the 6th of January 2009.

Merry Christmas and Happy New Year.
ShinyStat Staff

Best regards
ShinyStat Team
--
Shiny S.r.l.

Management and Sales
=======================================
Via Magliotto, 2 - Palazzina Branca
Campus Universitario
17100 Savona (SV)
Italia

merry christmas you too, sihnystat :)

***
3 gündür evden dışarı adım atmadım..
insanın evde durdukça durası geliyor,
yani benim..
çıktım mı hep çıkmak..
uyudum mu hep uyumak..
uyandım mı hiç uyumamak..
istiyorum.
bir şeye dadandım mı gidyor..
kazandibi gibi.. uzunca bir zamandır başka hiç bir tatlıdan lezzet alamaz oldum sayesinde..

çok istikrarlıyım..
yada
istikrarsız..

22 Aralık 2008 Pazartesi

16 Aralık 2008 Salı

dinle göksel baktagir'den

bir kaç gündür bloga müzik nasıl eklerim diye çabalıyordum.. nihayet yan tarafa birşey koyabilmiştim fakat çalışmıyordu.. sonra baktım çalışacak gibi, bir takım değişiklikler mevcut.. ama bu sefer de 3-4 kere tıklamadan açılmıyor.. neyi eksik yapıyordum, derdi ne bilmiyordum, ama sonra değiştirdi hayati sağolsun, şimdi en altta koyduk çalışıyor :) herneyse..

***
salı günü yine zor zahmet hocayla görüşüp değiştirmek istediğim konuyu verdim.. cumaya kadar inceleyip yüksek lisans tezi kalitesinde bir çalışma yapılıp yapılmayacağına karar verecek, İNŞALLAH.. olsun istiyorum ama çok da ümitli değilim açıkçası.. 600 sflık kitaptan 150 sayfaya geçince attan inip eşeğe binmiş değil yaya kalmış gibi olacak sanırım.. dili de diğerine göre çok kolay.. hasılı yine de şansımızı denemiş olduk..


***
geçenlerde nautilus'da yürürken kartal'dan hayran kitlesi yüksek olan bir edebiyat hocasını -edebiyat hocalarının hayran kitlesi her zaman yüksektir aslında:)- gördüm, daha doğrusu bana birinin baktığını hissettiğimde, farkettim.. bakmamla gözlerimi kaçırmam bir oldu tabi, çünkü çocuklar gibi ağzımın kenarlarına falan bulaştırmış bir şekilde çikolata yemekteydim, sıvı çikolata yemeye çalışmanın zararları.. :) hoca da beni hatırlamış olmalı.. değişmiş epey, kilo almış.. eşiyle yanlarında koşturan 4-5 yaşlarında bir de çocuk vardı.. yeni evlenmişti o zamanlar ve okula epey dedikodu malzemesi olmuştu bu durum.. "kiminle evlenmiş, nereliymiş, hanımı güzelmiymiş, falanca fotoğraflarını görmüşmüş, bıdı bıdı bıdı.."

bir de salı günü de capitol'de asfa'daki(orta okul) coğrafya hocamla karşılaştım, yıllaar sonra.. 10 yıl olmuştur.. konuştuk, geçmişi yad ettik, bugünü değerlendirdik.. yüzün hiç değişmemiş ama uzamışsın, dedi.. o zamanlar tıfıldım ben, beden dersi sınıf sıralamasında sondan en fazla 3.-4. oluyordum sanırım.. ama çok uzunlar vardı bizim sınıfta.. hele boşnak bir arkadaş vardı, orta-1deyken boyu 1.79du :) asfa'da değişmiş epey.. forma yok artık ama bizim zamanımızda gömleğin kolları bile yukarı doğru katlanamazdı.. hatırlıyorum bir keresinde hoca beni durdurup manşet kıvrımlarını açmış ve düğmelerini de ilikleyip, böyle olacak demişti.. e hoca gittikten sonra aynı hale döndürmüştüm tabi :) gömleğin "etekleri" kesinlikle dışarıda olmayacaktı, ingilizce hocası beni her ders uyarmaktan bıkmamıştı, sağolsun..

anılarım gözümün önünden bir bir geçerken yazıma burada son veriyoru....

13 Aralık 2008 Cumartesi

nihayet

işte bu... :)

şurdan burdan

çok içime sinmese de sanırım bir süre bu şablon ile idare edeceğim.. bazı özelliklerini değiştirmek isterdim ama html'sinden yerlerini bulabilmek çok zor..

***
google chrome'u sevdim.. explorerda alıştığım hatta çok sevdiğim bazı özellikleri olmasa da..
explorer'ın en favori özelliği bana göre sık kullanılanlar kısmıdır.. konularına göre klasör klasör ayrılmıştır siteler.. benim gibi tez canlı birisi için çok ideal kısacası.. ama sıksık takılıp kapanması en sinir olduğum yönü..
chromeda ise engellenen pop-upların sayfa altında küçücük şekilde gösterilmesi olayını çok beğendim.. çok kullandığın sitelerin sayfayı ilk açtığında kutucuklar şeklinde karşına gelmesi nispeten "sık kullanılanlar"a benzese de diğerinin yerini tutamaz.. "gelin chrome'u birlikte geliştirelim" sloganı var, google'ın.. bilgisayardan anlasam seve seve :)

***
oğuz aksaç'ı yeni tanıdım.. diğerlerini bilmem ama adıyaman diye bir türküsü var, güzelmiş..

12 Aralık 2008 Cuma

ve

ikincisi..

merak

deneme yanılma yapıyoruz template'de..
bakalım nerede duracak..

e bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıpmış :)

4 Aralık 2008 Perşembe

bayram şeker gibiyse ben mentollü alayım


etkileniyorum böyle şeyler görünce.. (kaynak)

hernekadar evimizde balıklarımız olsa da aman aman bir hayvan sevgim, ilgim yoktur.. belki merhamet diyebiliriz, bendeki duyguya..

geçen hafta, şirin bir vatozumuz vardı, onu da kaybettik.. sabah görünce çok kötü oldum.. akvaryumun içinden alamadım balığı.. akşama kadar- hatta gece- ölü balık yüzdü onun içinde.. ölüm anını görüce bir tuhaf oluyorum.. geçen senelerden birinde erkek kardeşim gittiğimiz tatil mekanında, eve balık tutup getirmişti.. geldiklerinde canlı gördüğüm için yemeyi içim almamıştı..

ve bir kurban bayramına daha ulaştık..
bir daha yazar mıyım, yazamaz mıyım bilmem ama herkesin kurban bayramı şimdiden kutlu mutlu olsun.. çocukları sevindirmeyi unutmayalım...
***
artık bana tez konumun ne olduğunun sorulmasından aşırı derecede usanmış bulunmaktayım.. ne cevap vereceğimi şaşırıyorum vallahi..

dün yine bir kitabın peşine düşmüşken, o kitapçı şu kitapçı telefon açarken,gülsem mi ağlasam mı bilemediğim şöyle bir diyalog gelişti:
-"nt" buyrun.
-iyi günler, ben y.z.y.'ın bir kitabı var mı diye soracaktım..
-hangisi?
-Hz. Muhammed'in doğumundan ölümüne kadar islam dini tarihi.
-bir bakalım.mmmmmmm... yok beyefendi..
- ":-S" peki teşekkürler, deyip kapattım ama bir taraftan gülerken bir taraftan geçmeyen gribime ağladım.. zaten nezle-grip olunca ister istemez her durumda gözlerin dolu olunca ağlayabiliyorsun :p

1 Aralık 2008 Pazartesi

sanırım çabalar boşuna.. artık kaldığım yerden devam etmeliyim, hayırlısı böyleymiş deyip.. yoksa bu gidişle tez bitsin derken iyice yüzüme gözüme bulaştıracağım..

cuma günü kuzenlerden bir kuzenin doğumgünü için toplanmışken, cumartesi de çatkapı benim hicri doğum günümü kutlamaya gelmişler, ellerinde pastayla.. kızlara "doğum günleri turmesine çıktınız galiba" dedim :) çatkapılar güzel oluyor.. tabi hepten hayatı akışına bırakmamışsan.. hadi hristiyanlara göre değil kendi adetlerimize göre kutlamalar yapalım derken olayı biraz abarttık sanırım.. bir bakmışız hem miladi hem hicri günler kaale alınır olmuş.. ben "nüfus cüzdanımda da doğum günüm şu gün aslında" diyerek olayı biraz daha abartma girişiminde bulundum tabi :) geçiş süreci..

mandalini memlekete uğurladık.. isama gitmek istemedi canım.. inşallah hepp "istanbul"da kalırr :)

-cuma günü annemin hocası bana gelmişti.. geliş o geliş.. sonrası Allah kerim..- bu da böyle birşey..

geçen cumartesi natilius dönüşü salacakta 3 tane kıyıya vurmuş, devrilmiş gemi görmüştük.. haberciler de vardı, ne var ne yok diye yanaştık sahile.. millet önünde fotoğraf falan çekiniyordu, gruplar halinde.. olayı kameraya anlatmaya çalışan gazeteci herhalde 18.5 defa "lodosun etkisiyle batan..." demiştir.. habercilik zor zanaatmış :)

***
ümit ve ümitsizlik içinde gelip gidiyorum.. şimdi telefonla konuştum, inşallah o kitap o kitap değildir!!! yusuf ziya yörükan'ın kitabı yada kitapları.. "mir'ât-ı muhammediyye ve menâkib-i ahmediyye"& "Hazreti Muhammed'in Doğumundan Ölümüne Kadar İslam Tarihi"

27 Kasım 2008 Perşembe

yorgunum dostlarım.. yorgunum, yorgun..

24 Kasım 2008 Pazartesi

"vira vira demir aldı dünya, terk edip halatları limanlarda"

bir kaç gündür nasıl moralim bozuk, tezime karşı ne kadar hevessizim anlatmam kabil değil..

cuma günü saat bir buçuk gibi hocayla görüşmek için anlaştık.. zaten görüşmemiz bir dert, on kere araşmadan görüşemiyoruz..



çarşamba günü aradım, perşembe buluşalım diye anlaştık.. sonra aradı, perş. işim var cuma 1 buçukta buluşalım, gelmeden beni ara dedi.. tamam.. cuma 12 gibi aradım.. tamam.. vakit geldi, hoca odasında yok.. nerdesiniz hocam? -dışarı çıkmam gerekti, yoldayım geliyorum.. tamam.. bekle bekle.. telefon çalar.. meyra ben 2 kat aşağıdayım, geliyorum.. tamam.. bekle bekle.. nihayet hoca ufukta görünür.. görüşme mi.. başlarken sınırlandırırz denilen kitap, 600 sayfalık haliyle önümde duruyor.. sınırlama olmadığı gibi, dönem kitaplarına da göz at demez mii.. puff.. cuma öğleden sonra başka bir kitap bulabilir miyim, ne yapabilirim diye döndüm durdum isam'da.. nafile.. şimdi birazdan, yine, kaldığım yerden devam etmek için isama gideceğim.. Allah'ım sabır ve azim ver, bu sene bitirebileyim hayırlısıyla inşallah..


***


dün nereye gidelim diye düşünürken, ki alışveriş merkezlerinden sıkılmıştık fazlasıyla, bir kadıköy turu yapmaya karar verdik.. epey sıkı bir şekilde giyindiğim halde baya üşüdüm.. dolaşırken, beyaz fırını bir hocamız çok tavsiye etmişti, uğrayıp birşeyler alalım dedik.. en bildiğimiz tat, eklerine bakalım dedik ve sonuç muhteşem.. hayatımda yediğim en güzel eklerdi.. arasına çikolatayı doldurmuşlar resmen, şiddetle tavsiye edebilirim yani :)

11 Kasım 2008 Salı

çok eski dünün bugünü

bugün ilkokul arkadaşlarıyla buluştuk, kızkıza.. sağolsun facebook..
yıllar geçse de insanlar bu kadar mı değişmez olabilir.. mimikler, sesler, ifadeler.. aynı çekiştirmeci rahat tavırlar.. değişen şey: sadece boyalı saçlar.. ve içilen sigaralar..

bugün

anladım ki: öksürmek bile nimetmiş..

dün

dün doktora gittik.. virüs kapmışsın dedi; falan filan.. dr. "kbb"ci idi.. ucunda kamerası olan ve kameranın duvara büyücek yansıttığı aletiyle kbb'nin bütün deliklerine baktı.. anladım ki insanın iç güzelliği ile dış güzelliği birbirinden çok farklı:p grip olunca kbb'ye değil dahiliyeciye gitmeli :)

dün bütün gün evde dinlenirken, kapıcının yada hayatinin gelmesi muhtemel olmayan vakitlerde kapı çalınca "hayrolsun" dedim.. gelen mandalindi:)
ve:
çok sevdiğim çiçeklerden bir bukett..

..bir insanı mutlu etmek bu kadar basit..
teşekkürler mandalinim:)
hep yanımda olasın inşallah!

10 Kasım 2008 Pazartesi

bir nefes sıhhat

artık iyileşmek istiyorummm :(

offfff of demem Allah'ım, "af" Allah'ım!!!

9 Kasım 2008 Pazar

::bulmaca-buldurmaca::

aylardan biri : ... muşt :))

ocak
şubat-
muşt :)))) :))))) :))))))) :)))) :)))

8 Kasım 2008 Cumartesi

arz-ı fikriyyat


mandalin sahibinden özel davet aldığını bildirince, ben de mandalinin özel davetiyle bugün yolumuzu züleyha sarı yani "hepatit ze"nin fotoğraf sergisinden geçirmeye karar verip düştük yollara.. üsküdarda buluşup istiklaldeki bsf akdemiye gittik.. hepatit ze'de oradaydı.. bir kısmını flikrdan aşina olduğumuz fotoğrafların basılmış halinin daha etkileyici göründüğünü söylemeliyim.. benim favorim ise linkte saklı..

fotoğraflarda "ân"ı yakalmanın önemli olduğunu düşünüyorum.. tamam güzel çekmek de önemli elbette ama fotoğrafın bir orjinalitesi olmalı bence.. milyonlarca gün batımı fotoğrafı vardır, hepsi birbirinden güzel ve etkileyicidir fakat sürekli rastlanıp fotoğraflanabilecek şeylerden.. birgün bir sergi açsaydım bu konu üzerine olmasını isterdim.. tıpkı bu fotoğraf gibi..

mandalinle dönüş yolunda bu konuyu konuştuk.. O'na göre fotoğrafa verilen başlık da fotoğrafı anlamlandırması bakımından çok önemli.. haklı tabi :))

5 Kasım 2008 Çarşamba

dön dünya

dün durakta akıl hastası bir kadıncağız soyunup giyiniyordu.. etraf erkek dolu..
kadının önüne geçsem kapatsam mı falan diye düşündüm ama tırstım tabiri caizse, fazla yaklaşamadım da.. çok kötü oldum.. Allah kimseyi akıl nimetinden yoksun bırakmasın!!

4 Kasım 2008 Salı

ne oldum değil ne olacağım demeli..

hastalıklar geldi mi üstüste.. geçen hafta bademciklerim iltihap oldu yutkunmakta zorlanıyordum. o geçti derken önceden yaptığım ters bir hareket sonucu yer eden belim ağrıdı bir kaç günümü zehir etti. sonrasında da bir öksürük müptela oldu. sonuç: geçen hafta pazartesiden bugüne ders çalışabilme namına hiç birşey yok ortada.. ingilizce kursu mu? ilk haftalardan hatta ilk günlerden bir sürü devamsızlık yapıp geri kaldım.. bir türlü istikrar sağlayamadım, geldiğimden beri..
***
dün merve, melda, eslem, hamarat anne sabahnur ve ben mandalinalardaydık.. çok güzel bir gündü, hamdolsun.. çok güzel hazırlanmışlar, mandalin ve ablası.. Allah razı olsun.. tesnim ve menar'ı da görmeyi arzu ederdik ;) eslem'in de doğumgünüydü, bir sürü hediye.. Allah hayırlı, uzun, güzel ve mutlu bir ömür nasip etsin inşallah.. bir gün "Allah eşinle ve tatlı yavrunla güzel bir ömür geçirmeyi nasip etsin" demeyi de umuyorum tabi:))
***
son zamanlarda tam sabah namazı vakti "tıngır tıngır" bir müzik sesi çınlatıyor, kulaklarımızı.. uyutmuyor da.. sanırım birisi alarm olarak telefonun radyo kısmını ayarlamış. çalan şarkıların sözlerini bile anlayabiliyorum.. "kardeşim kalkamıyorsan ya hiç alarm kurma yada kalkabileceğin bir alarm kur, herkesi rahatsız etmeye ne hakkın var!!" diye bağırmak geliyor içimden.. bazen de yan bloktaki dairenin evinden gelen tartışma seslerini dinlemek zorunda kalıyoruz. hiç farketmiyor bu sesler sabah çok erken bir saatte de olabiliyor, dün geceki gibi saat bir-bir buçukta da.. bu apartman hayatı zor iş valla..

kafa dengi bir komşu herkese lazım.. çok isterdim ama malesef bizim apartman da komşuluk ilişkileri biraz zayıf, hatta oldukça.. kim gelmiş gitmiş kimsenin umurunda değil.. geçen apartman kapısında bir hanımla karşılaştım. bizim apartmandan bir çocuğa bakıyormuş, annesi işten gelene kadar. çocuğun annesi de yakınıyormuş, apartmanda pek komşuluk yok diye.. neyse.. epey dertliymişim :))
***
erkek kardeşimi okuldaki derneklerden birine şura başkanı seçmişler.. ne zaman gitsek telefonla konuşuyor.. memleketi mi kurtarıyorlar nedir, anlamadım doğrusu.. kendisi aşırı dercede sorumluluk sahibi olduğu için herşey mükemmel olsun ister.. derslere bile girmiyormuş, toplantı vs.den.. oysaki önceden hiç bir dersini aksatmaz bu konuda bize akıl verirdi :) hatta ben ders çalışırken cep telle çok fazla uğraştığımı söyler, çalışırken kapatmamı yada dikkatim dağılmasın diye başka bir odaya koymamı falan tavsiye ederdi :))
***
balıklarımızı günde 3 öğün beslemeye başladık, maşallah canavar gibiler. demekki aç kalıyormuş da ölüyormuş zavallıcıklar :)) oysaki akvaryumculara göre günde bir tane yem yeterdi..
***
buarada mervenin bebek ihtimalleri sitesini denedim, -Allah nasip ederse inşallah- ortada esmer bile yok ama arap zenci karışımı bir bebeğimiz olabilirmiş :))

22 Ekim 2008 Çarşamba

ı wish you were fish in my dish:)

ingilizce kursuna başladık mandalinle..
Allah'ım sonuna kadar devam arzusu ver, bitirmeyi nasip et!

"yüksek kızları" olarak mandalinlerde buluştuk, bu sabah.. herşey süperdi..

bakalım bu yazının devamı ne zaman..

16 Ekim 2008 Perşembe

dün rüya-yarın hayal.. ise..

tam-ı-tamına bir ay sonra yeniden merhaba;
bayram sonrasından beri artık evimdeyim, hamdolsun.. biraz daha kalsak nerdeyse yabancılamaya başlayacakmışım buraları.. nedense; uzun bir aradan sonra eve dönünce, kısa bir süre de olsa eve ve semte alışma aşaması oluyor ben de. eskiden bursa'dan dönünce de aynı hissiyatı yaşardım.. yazın başında bir giderdik, okullar açılmadan önceki gün istanbul'a dönerdik..

***
eve gelince haliyle her yer toz pislik içinde oluyor.. kullanılmayan ev daha çok kirleniyorMUŞ gerçekten. -önceden böyle şeyler hiçç dikkatimi çekmezdi:)- mandalin'in ablası vesilesiyle bir temizlikçi kadın geldi, 50li yaşlarda olmalı.. temizlediği yerleri peşinde dolaşıp kontrol etmezsen illa ki bir yerleri eksik bırakıyor, bütün gün peşinde dolandım, bir taraftan kendim de bir şeyler yaptığım için akşam pestilim çıkmış haldeydi ama evin tamamı bitmemiş olsa da bir anda her yer temizlenince insanın içi huzurla kaplanıyorMUŞ ;) neyse efendim, temizlikçi hanım epey konuşkan biriydi: kendi ailesinden, gittiği evlerdeki kişlerden falan bahsetti epey.. o onları anlatırken "acaba benden nasıl bahsedecek" diye aklımdan geçmedi değil hani.. ne tuhaf, ben de ondan bahsediyorum burda.. gitmesine yakın eşi aradı: "bitanem" diye kayıtlıydı.. ne diyeyim darısı herkesin başına :)

***
dün uzuun bir aradan sonra ilk defa isam'daydım..
bugün uzuun bir aradan sonra ilk defa betül istanbul'a-bana geldi..
yarın hem isam hem belki betül..
sonraki gün ikisi de yok..

...

15 Eylül 2008 Pazartesi

aktar

yazarken niye bu kadar üşenmişim diyorum ama yazmaya başlamak o kadar zor geliyor ki..
halbuki zamanında da günlük tutmuş insanlardanım :))

ramazan ayında da tepeörendeyiz.. hayatinin işine çok yakın olduğu için -5-10 dkklık mesafe- eve geçmeye gönlüm elvermedi.. şaka maka koskaca yaz geçti, nasıl geçtiğini anlayamadım.. mübarek ayı da yarıladık, hatta çoğu gitti..

ramazan başlamadan bir önceki pazartesi annemler amcamlarla birlikte bursa dönüşü buraya uğradılar nihayet.. dert olmuştu iyice..
***
bir baharatçı keşfettik.. bir ayağımız sürekli orda maşallah. adamı bizimkiler zengin edecek kanımca :) evde ondan ilaç almayan kalmadı. uygur tüklerinden, telaffuzu biraz bozuk bir abi, oranın sahibi. önce eliyle bileğine bakıyor: " üşüyor musun, terliyor musun, başın-boynun-sırtın vs. ağrıyor mu, miden rahatsız" mı gibi sorularla şikayetlerinin çoğuna yakın şeyler söylüyor. eğer istersen bi makinası var, çanta içinde.. ona bağlı kalem gibi bir şeyi avucunun içinde gezdiriyor.. elektirik çarpan yerden senin rahatsızlığını söylüyor.. poşet çay, bitkisel haplar yada tozlar veriyor.. evdeki herkes şimdilik oldukça memnun görünüyor. zayıflamak isteyenlere de çay-kahve yada hap veriyormuş. çayı kullanan bir tanıdığımız hiç acıktırmadığını, çok susattığını söyledi. hazır ramazanken kullanayım hem zayıflarım hem acıkmam diyemiyorsun yani :)) bakalım bu işin sonu nereye gidecek. ben de kullanıyorum bakalım,kansızlık sebebiyle, şifasını buluruz inşallah..
***
dün akşam iftara giderken via port'un önünden geçtik.. dağ başı diyebileceğim bir yere kurulmuş bir alışveriş merkezi bu kadar mı kalabalık olur, bu sıcakta, ramazan ramazan, inanılır gibi değil.. henüz yapılırken "buraya kim gelirki.." diye küçümsemiştim.. kocaman otoparkı dolmuş taşmış, önündeki yol bile gidiş geliş, uzun uzun, çift sıra araba parkı haline gelmiş..
***
fatma zehra, teşbihte hata olmaz tam "hapçı" oldu :)) hastalandığında zorla ilaç içen kız şimdiler de "alaç iççem" diye dolabın önünden ayrılmıyor.. bitkisel vitamin hapı, bağışıklık sistemini güçlendiren çay, kanı temizleyen toz, vesaireye iyi gelen şurup, bıdı bıdı derken iyice ilaç hastası oldu sonunda:) hele içtiği bir toz ilaç okaliptüs içerikli olduğu için gözlerini bile yaşartmasına rağmen sesi çıkmıyor. bir de bu aralar maden suyunu dadandı. bir taraftan içiyor bir tarftan garip bir yüz ifadesiyle acıdı diyor ki görülmeye değer, çok komik :))
***
tezimi salladım iyice.. hocayla karşılaşmaya yüzüm yok.. eve bir gitsem kütüphaneden çıkmayacağım diyorum ama nasip..

21 Ağustos 2008 Perşembe

via-port

sonunda via-port'da açıldı.. hemen hemen bütün büyük mağazalar var.. bildiğimiz büyük alışveriş merkezlerinden ziyade eski bedestenler tarzında bir mimarisi var. açıldığı ilk 3günü oradaydım :) k. validem "iyiki açılmış, açılmasa nasıl geçecekmiş günleriniz bilmem" diye espirisini de yaptı :) e etrafında insanın bakkal bile olmayınca kıtlıktan çıkmış gibi olduk haliyle :))devasa bir merkez yapıyorlar oraya, inşaatları daha devam ediyor.. at sürülen alanından go-kart'a kadar pek çok şey var.. pazar günü ordaki zeynel'de kahvaltı yapıp go-kart'a gittik.. 10 dakika çok kısa diyordum giderken, fazla bile geldi.. sersem gibiydim indiğimde.. bir de öğle güneşinin altında 35 derce sıcakta binince normal gerçi.. 2 tane hediye alıp kendimi eve zor attım velhasıl.. otoparkı da açık olduğu için arabanın içi dönerken 44 derceydi :)

mahmûdu's-siyer

bu hafta tarhana yaptık ve erişte kesitik bugün.. çocukluğumu anımsattı tarhana.. babannem yapardı.. serdiği tarhanadan biraz biraz alır kaçardık.. tatlı-sert kızardı o da bize.. şimdi bir tarftan robottan çekip bir taraftan atıştırdım kuruyan tarhanadan.. o günleri tekrar yaşar gibi hissettim, onun tadıyla.. erişte kesmek de annanemlerdeki günlere götürdü.. teyzemlerle sofranın etrafında hem kesip hem bitmek bilmeyen sohbetler ettiğimiz günlere..

bu tez biter mi bilmem ama böyle gidersem bitmezz.. nerdeyse her kelimenin nasıl okunduğunu sözlüğe bakmakla 600 sayfa nasıl biterki, umutsuzluğa kapılamaktayım :( inşallah sayfalar ilerledikçe sözlüklerle olan haşır neşirliğimde azalır..

eyüp sabri paşa halkın anlaması içün bir siyer kitabı yazdığından bahsediyor ama dilimiz öyle değişmiş ki kolay kolay anlamak ne mümkin. işte tezden bir kuple:
"Lakin bunlardan ekserî lisan-ı arabî ve birazları zeban-ı fârisî üzere yazılmış olduğundan ebnayı vatanımızın cüz'ü azamî istila'-i mezayalarından mahrum ve lisan-ı türkîde tasnif olunmuş olanlarından bazıları mahhsus nükte-i şinasan-ı havas olan münşeat-ı beliğa mustalahat-ı ma'kude ile tahrir olunmasıyla avam içün istikşaf-ı nikât ve mezayayı dakîkaları mahal ve ba'zıları dahi bir takım rivayet-i zaîfe ve akvâl-i sahifeyi cami' olduğundan müta'laları cümleye mûris melâl-u kelal olduğu malum olup..." işte böyle... ki burada bazı tamlamaları doğru okuyup okumadığım da şüpheli zira yazımda aralarda öyle -ı, -i gibi harfler yok..

geçen pazar hayatinin erkek kardeşinin doğum günüydü.. eşi vesilesiyle havai fişek patlattık.. fitili yakan hayati olunca ben de onunla gideyim dedim.. sonuç, fitilin tutuşmasıyla fişeklerin patlamaya başlaması bir oldu ve ben kaçarken 16 taneden sadece 2 tanesini hayal meyal görebildim :)) bayağı alçakta patladıkları için üstüme gelir diye korktum sanırım :)) böyle bir şeyi hiç beklemdiği için fişekler f.'a tam bir süpriz oldu.. hoş bir şey, herkese tavsiye ederim ama sokak arası patlatmak caiz değilmiş ;)

14 Ağustos 2008 Perşembe

muhasebe

hayvanların ötüşü öğretilen fatma zehra;
-aa inek öttü
-aa kuş öttü
-aa horoz öttü.... diye sesleri ayırt etmeyi başarır
her sesi öttü olarak algılayan çocuk dedesinin öksürdüğünü duyunca da:
-aa dede öttü, der tabi :))

***
yine uzun zamandır yazamıyorum.. misafirlerden ve yoğun hayattan sebep olabilir ama içimden de gelmiyor nedense. yine bi uzaklaşma dönemi.. neyse.. geçen cts. malta köşküne hayatinin f.koleji mezunlarıyla olan toplantısına gittik.. dernek aidatlarını toplamak için toplamışlar milleti, ve herkesin de kredi kartı numarasını almışlar.. canları istediği zaman istedikleri kadar çekebilecekler yani.. baktılar veren yok bu yeni adet de ondan sanırım :))
geçen bizim mezunlar pikniğinde de aidat bahsi geçmiş hiç olmaazsa 10 milyon 20 milyon bari verin diye rica minnet olayı olmuştu :)

***
eve misaifr gelecekken bir yere gitmek zor oluyor ama pazar günü de heybeli ada'ya geçtik.. çeşit çeşit insan.. bikiniyle şortla gezen de var, çarşaflı gezen de.. pikniğe gelmiş millet, bir kalabalık bir kalabalık.. geçen sene kızlarla gittiğimizde ata binmiştik, bu sene de binerim diye hevesleniyordum ama hevesim ursağımda kaldı malesef.. faytona bindik, bisiklet sürdük, foto çekimi vs.. dönüşte de bostancıdaki lunaparka uğradık, yeni oyuncaklar gelmiş, yada ben yeni gördüm.. seviyorum lunaparkları..

***
annemlerin tatil bitti, geze geze bursaya geldiler.. istanbul'a dönseler artık, özledimm..

***
kipa açıldı tepeören'e yakın bir yere.. gece 12 ye kadar açık.. bir görelim alış veriş yapalım diye gittik ama içinde alkol satılan yerleri görünce pek bir şey almaya gitmiyor insanın eli.. yeni açıldığı için fiyatı çok uygun olan ve acil ihtiyaç olan bir kaç şeyi alıp çıktık.. annemler böyle şeylere çok dikakt eder, alkol satılan yerden hiç almazlar, ama ben sıkıştığım zaman bazen alıyorum.. vicdan azabı çekiyorum tabi, acaba rehavete mi kapılıyorum bu konularda diye.. daha çok dikkat etmeli, etmeliyim..

5 Ağustos 2008 Salı

ravza

annemler geçen perşembe bozyazı'ya gittiler, denize.. bu yıl ikinci gidemeyişim.. geçen yıl da suriye'ye gideceğim diye kalmıştım istanbul'da ama dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmuştum.. neyse herşey de bir hayır var deyip kalmış ve hayırlar da görmüştük hamdolsun :)) boz yazı seyehati öncesi bir haftadır annemlere gitmeye çalışıyordum ama sürekli bir mazeret.. bugün salihin dersi var, öbür gün paper'ı var, sonra temizlik var, düğün var dernek var... var da var.. neyse geçen salıya randevu verdiler, akşam gelin diye.. ben de bari sabahtan gideyim diye niyetlim fakat pzts. akşamı telefonda biz sabah bir yere gideceğiz siz akşam gelin deyince iyiden iyiye canım sıkıldı.. salı öğleden sonra babam telefon açtı "biz kemerburgaz'dayız, program var, oraya gelin" dedi. akşam düzüldük yola gittik, kemerburgaz göktürk'e.. yıllaar var ki görmüyorum oraları.. eskiden orada ravza sitesi içinde evimiz yapılırken hem gider piknik yapar hem de su doldururduk bidonlara.. hey gidi hey.. ne kadar değişmiş, ne kadar gelişmiş.. harikulade ever yapmışlar oralara.. kemer country oraların böyle gelişmesinde öncülük etmiş.. nerdeyse bütün büyük markalar vardı.. özsüt bile gördüm :)
hasıl-ı kelam bizimkiler de taşınmışlar ravza'ya meğer, o gün.. herşeyi benden gizlemişler, hatta herkesten gizlemişler.. son on beş günde karar verip, bırakmışlar güzelim fatihi.. bizimkilerin hiç alışık olamdığı bir ortam, alışabilecekler mi, ne olacak bilmiyorum doğrusu.. okullara uzak, babamın işine uzak.. tek güzel yanı bizim gibi insanların olması ama daha koca site boş bile sayılır.. Allah'tan çok yakın bir kaç tanıdık var.. orada cemaat için bir site kurulması esad coşan hoca efendinin öncülüğünde olmuştu.. şimdi sanırım babam ve arkadaşları da oranın dolmasını sağlamaya çalışmak istiyorlar biraz da.. çünkü herkes birbirine bakıyor. umarm istedikleri gibi bir ortam oluşur..

günler su gibi..

bu pazar gün kaihl'nin taşdelen'deki geleneksel pikniğine katılma fırsatı buldum nihayet, hamdolsun.. hayati götürdü ve bekledi beni sağolsun.. açık büfe yemeğin başladığı saatte gittim, kaynanam seviyormuş :) sohbet muhabbet, eski günleri yad.. ve lise-1 ve 2'de ve hatta sanırım 3'te oynadığımız voleybol topumuzla da hasret giderdik.. biz erken ayrıldık piknikten ama mesire yerinin içinde ufak çaplı bir kaybolma yaşayarak da vakti birazcık ilerlettik. :))

sonrasında bir sebepten:) beşiktaşa geçtik.. ne zamandır canım sucuk-ekmek istiyordu.. evde oruçlu olanlar olduğu için yapamıyordum. beşiktaş'ta sucuk ekmek yapan bir yer görünce direk daldım.. tam istediğim gibi olmasa da,çünkü içinde sucuktan daha çok ıvır zıvır vardı, nefsimi körlemeye yetti.. böyle canımın istediği şeye kavuşma arzusuyla yanıp tutuşunca da aklıma "sanki yedim camisi" geliyor, nefsimi mi azgınlaştırıyorum, yemesem n'olacak sanki diye hayıflanıyorum sonrasında..

geçen hafta neredeyse hergün bir yerdeydim.. perşembe günü tanışma yıl dönümümz olduğu için bir şeyler yapalım dedik ama o gün numan arıman'ın yıldız camiinde duası olduğu için bir şey yapamadık.. hiç abdestsiz gezmezmiş numan abi, ne güzel.. konuşan herkes ağlaya ağlaya konuşmuş.. mekanı cennettir inşallah.. biz kalanlara Allah akıl fikir versin.. af Allah'ım..

22 Temmuz 2008 Salı

"inna lillah ve inna ileyhi raciun"

bu sabah hayatinin çok sevdiği bir asker arkadaşının ölüm haberiyle uyandık.. trafik kazası.. hatalı sollama.. hayati çok kötü oldu haberi alınca, işe bile geç gitti biraz.. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.. doğmadan yetim kalan bir kız çocuğu: babası ismi "verâ" olsun istermiş.. babası: numan arıman sanırım verâ şiirinin yazarı...

***
hafta sonu kuzenimin düğünü için bursa'ya gittik, cumartesi öğleden sonra.. evvela bir kaç hafta önce almanya'dan gelen teyzemleri -belki bir daha fırsat bulamam diye- annanemlerde ziyaret ettik.. annemin yengesi de oradaydı. bu sebeple istediğim muhabbet ortamını bulamasam da ortak muhabbet güzeldi. hoş, tatlı dilli bir hanım.. annemin dayısının ilk eşi vefat edince, bununla evlenmiş ve bu hanım kendisinin çocuğu da olmayınca öncekinden olan iki çocuğunu çok güzel sahiplenmiş, çok iyi bakmış.. annanem hayır dua eder bu konuda hep.. neyse..



pazar günü önce gelini aldık, sonra düğün.. fasıl geçti bitti, teleferiğe binmeye niyetlendik.. giderken çok güzeldi.. taş çatlasın on kişi ya var ya yok.. fakat densizler heryerde, tabiiki.. küçücük aracın içinde biri sigara içmeye kalkmasın mı, bir de -havadayız bilmemkaç metre- kapıyı açmış.. dumanı da üstüme üstüme geliyor.. duramadım uyardım.. ailede hiç içen olmadığı için alışkın değilim, nefesim kesiliyor hemen.. dönüş yolu da bir kalabalık, bir kalabalık.. sıra beklerken oturacak yer yok, gidecek başka yol yok.. mecburen ayakta o sırayı beklemek zorundasın.. hani biraz bekleyeyim sıra azalsın desen, o da mümkün değil.. ve dönüşte teleferiğe sıkış pıkış sanırım 50 kişi bindik :) herhalükârda o manzarayı görmek muhteşemdi ki giderken aydınlık dönüş karanlık olduğu için ayrı bir güzdel oldu.. bol bol arap vardı.. hepsi birbirinden farklı.. arap bir aile bizimkilerden biriyle çok fena kapıştı, sıra kavgası..

***
geçen haftalardan birinde esleme gitmiştik.. ben oldukça geç kaldım tabi.. mmmh bir sofra kurmuş, bir kuş sütü eksikti.. bir de herkese özel, isim yazılı, süslü bir muffin vardı ama ben onu saklayıp millete göstereceğim derken bayatladı ve yenmez hale geldi :( eslemmm ondan bir daha istiyorumm, ama bu sefer yemek için, lütfeenn :) bu arada burdan kekik hanıma da bir notum var, rica edeceğim bana dair fotoları maille yollar mısın, bak senin yüzünden buraya ekleyemedim o güzelim muffini :p ellerine sağlık eslemcim, bizi çok güzel ağırladın maşallah.. ama sen çıtayı yükselttin iyice, ben davetimde senin kadar hazırlanabileceğimi pek sanmıyorum:)

17 Temmuz 2008 Perşembe

ordan burdan birşeyler..

kına gecesinde düğün sabahı erkenden evlerine gelmemi tembihlemişti esra, makyajını ve türbanını yapmam için.. ben kendi düğünümde de makyajımı kendişm yapmış, başörtümü kendim bağlamıştım.. nerdeyse bir parmak kalınlığında yaptıkları o porselen makyajı hiç sevmiyorum.. kafama da öyle büzgü büzgü birşeyler yaptırmayı düşünmediğim için gereksiz görmüştüm kuaförü.. esralar da beğenmişler ve benden bu konuda ricada bulunmuşlardı, evvelden de..

saat 10 gibi gel dedi esra, 9:45 civarı kahvaltı yapmadan oradaydım.. sağolsun hayati bıraktı beni.. güzelce hafif bir makyaj yapıp, başörütüsünü bağlayarak duvağını yerleştirdik, giydirdik.. damat geldiğinde ikbal abi esra'yı kapı açma parası almadan göndermedi elbette :)

***
uff sıkılıyorum yazarken çok şey biriktirdim.. rahat yazamıyorum zaten.. yazınca rahatsız hissediyorum.. bazı kişilere açık şifre koyacağım galiba yakında, daha rahat yazabilmek için.. belki fotoğraf da koyabilmek için..

***
erkek kardeşim geldi nihayet hollanda'dan ondan bahsetmemişim.. geldiği gibi de burdaki yaz okuluna başladı.. Allah sabır versin ben tahammül edebilir miydim bilmiyorum..
iyi bir şekilde bitirdi orada dönemini ama seneye de kalmak istiyordu, gezerken gezerken "o ülke senin bu memleket benim" başvuruyu kaçırmış.. bosna, fransa, almanya, hollanda sair bölgeler vs... gezip durdu.. Allah'tan o ara derslerini başarmış bari.. bol bol fotoğraf çekmiş, bak bak bitmezz.. heryer bisiklet deyası gibiymiş hollanda'nın.. bisiklet parkları öyle bir izlenim veriyor insana.. önünde-arkasında çocuklarıyla bisiklette dolaşan insanlar.. çok hoş aslında.. pek çok milletten arkadaş edinmiş, en güzel kısmı da bu sanırım.. bir tane koreli ateist bir arkadaşı vardı, en iyi anlaştıklarından biri de oydu.. Allah hidayet nasip etsin diye dua ettik bolca.. pek uzak da değilmiş islamiyet'e anladığım kadarıyla.. hayırlısı..

...

kınayı getir aney..

dün esra'mızı everdik..
salı akşamı geç kalacağım korkusuyla apar topar hazırlanıp kınaya gittim.. her zamanki gibi kızlardan sonra gitsem de vakitlice yetiştim hamdolsun.. kına ümraniye sivaslılar derneğindeydi, bir iş hanının içinde.. saat 8-8bçk arası gittim fakat, kınanın başlaması 10'u buldu.. ailesi önceden ses düzeneği hakkında konuşmuş olmalarına dışarı ses verecek bozuk olanlar dışında en ufak alet bile yoktu.. saat onu geçiyordu ki artık esra'nın abisi iki hoparlörle geldi, yetersiz de olsa bir ses düzeneği oluşturdu.. esra'nın moral sıfır olsa da böyle durumlarda her zaman yaptığı gibi yüzüne gülücüğü kondurup neşelenmeye, hatta neşelendirmeye çalıştı.. hislidir esra ama en üzüldüğü zamanlarda bile hüznünü gizlemeyi başarmıştır, benim tam aksime.. ben genelde pek saklayamam, zorunlu kalmadıkça.. herneyse..

i.hukuku'nda yüksek yapan amerikalı bir zenci halil abi var, esra'nın sınıf arkadaşı, onun da ailesi geldi kınaya.. annesi, eşi, kızı ve kız kardeşiydi sanırım.. çok sevimli oluyor şu zenciler. bizim damat halayına katılıp oyun havasında bir iki kıvırdılar nezaketen :)) ikbal abi ses düzenini kurana kadar komşu teyzelerden biri ortamı hareketlendirmeye çalıştı, başarılı da oldu aslında.. "konyalım"dan girdi "evlerini önü boyalı direk"ten çıktı.. bu arada damat bey konyalı :) tam herşey halloldu eğlence başladı derken ezan okunmaya başlayınca, bu sefer kına hazırlıklarını yaptık vee "yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar"a geçtik :) bütün akisliklere rağmen ağlamayan esrayı orda da ağlatamadık elbette :)

sonrasında bir iki halay, nay nini nay nay..

geldi geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibi...

16 Temmuz 2008 Çarşamba

asıl yazmak istediğim burda değil.. puff!

adıyaman yolu duman vay vay yavrucağım
tay tay yavrucağım.. dön gel dayanamam
gözlerin nereye bakar gör gör yavrucağım
sana neler alacağım.. dön gel dayanamam...

***

şu 10 gün kadar yoğun günler sanırım evlendiğim süreç içinde yaşanmıştır, en fazla..

cumartesi günü hayatinin bir asker arkadaşının düğününe gittik önce. düğün, sultan murat mesire yerindeydi. ümraniyenin ortasında, ara sokaklarda, öyle kocaman bir piknik alanı olabileceği aklıma gelmezdi. ilahili, ezgili, türkülü, mehterli bir açık hava düğünü oldu. düğünde başka bir asker arkadaşının hanımıyla da tanıştım. esasında tanışmışız bizim düğünde ama simasını tabiiki hatırlayamadım.. gelgelelim kız düğünde senin çapraz masandaydık bir arkadaşla ve seni çok süzmüştük deyince, yüzünü hatırlayamasam da öyle iki kişi olduğunu çok net hatırladım elbette :)

düğünden sonra ben, soluğu özlemin sözünde aldım.. saat 11 falandı sanırım.. bir yarım saat- 45 dkka kadar da oraya tanıklık etmiş bulundum Allah'a şükür.. kekik hariç diğer kızlar da oradaydı ve ben de o anı kaçıramazdım elbette :) sonrasında mandalini evine bırakıp, çamlıcaya çıktık.. eve girdiğimizde saat 2 civarıydı..

esranın dünkü kına ve bugünkü nikah detayları, pazar günkü sakarya çıkarmamız ise daha anlatlacaklar arasında, eskilerle birlikte.. ne çok şey birikti.. arkası yarın, ama bugün olan yarında.. :)

10 Temmuz 2008 Perşembe

haziranın 21'inde flickrdan cemiyet-i nisa grubumuzun bazı kızlarıyla fethipaşa'da güzel bir buluşma gerçekleştirdik.. malesef ben biraz geç kalsam da katıldığım kısmı çok keyifliydi.. fotoğraflarından karakter analizi yaptığın yada en azından bir şekilde algıladığın insanların canlısını görmek çok farklı.. kimi beklemediğin kadar konuşkan ve hareketli, kimi gösterdiğinin aksine çok sakin ve sessiz.. bu dünya hakikaten sanal dünya.. hasıl-ı kelamda ise şunu söyleyebilirim ki: gözlemlediğim kadarıyla hepsi birbirinden iyi kızlar.. önce fethipaşa'da oturduktan sonra mavi-yeşil'e geçtik yürüyerek...

temmuzun 3'ünde de bizim ilahiyat grubunu ağırladım tepeören'de.. geliş-dönüşler biraz zahmetli olsa da yine çok çok eğlenceli bir gündü.. kızları sultanbeyli son durağa önde bekçi arkada ben almaya gittik, çok komikti :) hanımlar buranın dağ başına benzediği konusunda hem fikir oldular benimle.. kuş uçar ama kervan geçmez bir yerde evimiz.. bahçenin etrafında manda sürüsü otlarken bir taraftan da ekinler biçilir falan..
esra kardeşini de getirdi gelirken. sağolsun şeyma hazırlıklıymış da bizim kızların aldıkları toplu karar sonucu havuza girmeme inadının kırılmasında yardımcı oldu :) Allah razı olsun mandalinim gelirken salatayla-kurabiye getirmiş.. burdan tekrar teşekkürlerimi sunmak isterim kendisine..

bitmezz...

9 Temmuz 2008 Çarşamba

yine yeniden..

uzuunca bir aradan sonra yeniden merhaba;
takip edenlere, yolu düşenlere, arada uğrayıp selam verenlere yada sessiz sedasız çekip gidenlere..

bu kadar uzun bir ara verince insan yazmaktan soğuyor sanırım yada üşeniyor yazmaya..

yazmayalı bir ayı yedi gün geçmiş.. bu süre zarfında aslında ara ara yazmak isteyip zihnimde toparladığım şeyler oldu fakat tepeörene bir türlü bağlanmak bilmeyen internetle hepsi silindi, gitti..

yükseklisansın ders dönemini tamamladım hamdolsun.. alta kalan bir dersim var ama.. son dakikaya bırakma huyumun azizliğine uğrayan bir ders.. uzuun uzun boş vakitlerde canım ödevi yapmak istemeyince son gece paçam tutuştu fakat bir işe yaramadı elbette.. seneye ekstra iş çıkardım başıma..

bu arada tezimi de aldım hamdolsun.. bu kadar kolay bir şekilde almış olmama hem seviniyor hem şaşırıyorum doğrusu.. millet hala tez konusu ararken :D Eyüp Sabri Paşa'nın Mahmudu's-Siyer'i.. latinize ederek değerlendirip yazarının hayatı hakkında detaylı bir çalışma hazırlayacağım inşAllah.. 600 sf.lık bir kitap, umarım altından kalkabilirim.. becerebilirsem hergün en az 3-4 sf okumam lazım ki önümüzdeki sene bitirebileyim..hayr Allah hayr..

hmm yazdıkça aklıma bişeyler gelmeye başladı ama sonra devam edeyim ki işler arap saçına dönmesin ;)

daha buluşularımızdan bahsedeceğim nasipse: flickr, tepeören vee eslem buluşusu :)

2 Haziran 2008 Pazartesi

---yaşasın yoğurt---

bu hazır yoğurtlar neden ekşimiyor!

bu aralar yoğurda taktım zahir :))

aa yoğurt demişken, dün kanlıca yoğurdu yedik.. özelliği nedir anlamadım-anlayamadım.. biraz daha cıvık geldi, o kadar.. ev yapımı yoğurtlar gibi :))
bal-reçel-pudra şekeriyle süsleyip servis ediyorlar.. kanımca barbarosunki daha güzel.. tabi bi de ona rakip mer var, bi gün de onu tatmalı :p

evet, öyleyim..

haziran yazısına bismillah..

geçen hafta niyetimiz olmadığı halde 28 mayıs çarşamba sabahtan apar topar bir kıyamet hazırlanıp düzüldük yollara, tepeören'e gittik.. cumartesi gecesine kadar kaldık..
çocuk çığlıkları arasında biraz yorucu olsa da açık hava bol gıda, bol çekirdek, sonrası malum :))

perşembe babamın sohbet sırası annemlerde olduğu için önce erenköye sonra fatihe geçtik.. giderken arabayı ben kullandım.. hayati arkada uyudu.. kayınvalidem yanımda.. ilk defa benim kullandığım arabaya bindiği için biraz tedirgin.. e normal, çünkü ben de onun ilk defa yanımda oturmasından dolayı tedirgindim :) giderken beni şaşırttı yanlış yola girdik.. ordan mı burdan mı derken korktuğum başıma geldi, bir arabayla burun buruna geldik.. hamdolsun hasarsızız ama insanı korkutuyor biraz, böyle şeyler.. araba sürerken yanımda biri "aman, yavaş, dikkat" dedi mi, fevrim dönüyor!

çok unutkanım.. n'olacak halim bilmem. özlem b12 diye espirisini yapsa da bu konuda fazlasıyla muzdaribim.. ham elma yemek, mezar taşı okumak vs. gibi şeyler unutkanlık yapar derler.. acaba farketmeden unutkanlık yapacak bişey mi yapıyorum, nedir :) gerçi kansızlık da yapıyormuş ama yıllardır kansızlığıma da tam bir çare bulamadım gitti.. 10 kere ezberlediğim bir şeyi on birinci de yine unutabiliyorum.. ancak, gözümde hayal edebileceğim\edebildiğim bir şeyse sadece o kalıyor.. acaba diyorum, bu televizyon bilgisayar gibi şeyler de unutkanlık yapar mı??? tv.miz yok ama bilgisayar başında da az vakit harcadığım söylenemez...

29 mayıs şule'nin doğum günüydü.. 29 mayıstan önceki günler hep aklımda olmasına rağmen o günkü koşuşturmacadan unutuverdim.. babannem, rahmetli, "işi aklına geldiği anda yapacaksın, yoksa o işten hayır gelmez" derdi.. öyle oldu vesselam.. ama ben akıllanmam ki, hep son dakika yaparım işlerimi, hiiiç ders almam! çarşamba günü sınavım var, otur çalış şimdiden.. ama olmaz, son bi kaç saat gelmeden, olmazz...

Allah şule'yi iki cihanda aziz etsin.. amin.

27 Mayıs 2008 Salı

sweeney todd


değişik bir filmdi.. melodili repliklere su gibi akan kanların eşlik ettiği.. önce müzikal şeklinde olması, şarkı söyleyerek konuşmaları garip gelse de.. sonunu da beğendim velhasıl..

23 Mayıs 2008 Cuma

tarihin kıyısında..

dün mandalin hanımla birlikte Topkapı Sarayı'ndaki Sürre Alayı sergisini ziyaret etmeye niyetlenip yola düzüldük.. hareketsizlikten sanırım, azıcık dolaştık benim pilim bitti.. bir de nasıl sıcaktı dün, galiba henüz sıcak havaya da alıştıramadım kendimi, yorgunluk hissi verdi bana :)

müzeler haftasıymış ama yanımda öğenci kimliğim yada belgem olmadığı için işime yaramadı.. paso alma işini de bir türlü halledemediğimizden son zamanlarda öğrenciye yarayan şeylerden yararlanamıyorum.. heryerde kendini öğrenci gibi hissetmeye alışmış biri için farklı bir his!

Surre Alayını gezmiş, bilgimize bilgi eklemiş olduk bu vesileyle fakat, mandalinin de bahettiği üzere bu sergi bizi kesmedi :) daha hareketli, gösterişli bir sergi beklediğim için beklentilerimi karşılayamadı malesef.. yine de görülmesini şahsen tavsiye ederim.. gravürlerle, ruznâme\günlük\ hatıralardan yapılmış alıntılarla o hava verilmeye çalışılmış.. hatıra alıntılarından birinde belli başlı konaklama merkezleri ve oraya dair ziyaret edilebilecek evliya kabirleri verilmiş.. üsküdar-iznik-bilecik ve konya.. bu sırayla o kısımda geçen konaklama merkezleri.. evliyaların ismini aklımda tutamadım fakat konya'nın helvasının meşhur olduğu aklımda kalmış :))

ben içerde yasak olduğu için haliyle fotoğraf çekemedim ama kapıdan bir tane fotoğraf alabildim çok şükür..



sonra yorgun argın yürüyerek eminönü'ne indik.. yolda araba park edilmemesi için yapılan yuvarlak taşların uğur böceği şeklinde boyandığını gördüm.. hoş bir havası olmuş.. bence istanbul'un heryerindekiler bilimum böcek renklerinde boyanabilir :)

eve girmeden annemlere çok yakın "Barbaros" adında bir yer var, oraya girdim.. yoğurdu meşhur.. sanırım 84 yada 86 yıllık bir mazisi varmış.. ve İstanbul'da kaymaklı koyun yoğurdu satan tek yer olarak nam salmış.. sütlü tatlılar da satılıyor, çok leziz.. bazen oradan geçerken bir tavuk göğsü yer, öyle giderim.. bu seferki gidişimde meşhur koyun yoğurdundan aldım.. gerçekten harikulade bir tat.. hazır yoğurtlardan sıkılmış biri olarak şiddetle tavsiye ederim.. ekmeğe sürüp yenilecek kabilden bir güzelllik.. Barbaros'a girdiğiniz anda hemen eski İstanbul'a dair bir hava sizi sarıp sarmalar.. İstanbul'un özelliklerini ve güzelliklerini anlatan kimi kitaplarda da geçmekteymiş bu mekanın adı ve meşhur yoğurdu..

21 Mayıs 2008 Çarşamba

felaket geliyorum demez!

Annemlerin evinin üst katındaki komşunun borusu patlamış ve evlerini su basmış, pazar gecesi..
Üsta kattan damlaya damlaya bizim daire göl olmuş.. Bizden damlaya damlaya da alt katımız batak! gece herkes uyuduğu için farkeden de olmamış sabaha kadar.. Düşünmesi bile kabus gibi.. suyun 2kat aşarıya kadar inmesi de ilginç doğrusu...
ütü yapmaktan nefret ediyorum!

yaşlılık sendromu!

bu aralar herkeste kendini bi yaşlı gibi hissetme modası almış yürüyor.. buna ben de naçizane bir katkıda bulunmak istiyorum..
efendim 60 yaşını geçmiş, elinde ilaç poşetiyle gezen ninelere döndüm yahuu.. sabah akşam kaç çeşit ilaç içiyorum, krem sürüyorum, saatlerini de kaçırmamaya çalışıyorum...

ellerimde alerjik kabartılar çıkmıştı.. suya sabuna detejana dokunmamam gerekiyormuş.. eldiven kullanmam gerekiyormuş.. eldiveni de hiç sevmem, hissedemiyorum öyle, beni rahatsız ediyor.. doktor ilk görünce "ellerini çok sık yıkar mısın" dedi, takıntılı tiplerden sandı sanırım beni :) e ev hanımı olunca elin sudan çıkmıyor ki azizim :)

geçen gün cildiye doktoruna giderken, yerde yatan bir ceset gördüm, insanlar toplanmış etrafına.. üzerini örtmüşler.. baya meraklı bir milletiz böyle durumlarda.. neyse, giderken minibüsün şoförü "2 saatir burda hala kaldıramadılar" demişti, dönerken 3-3bçk saat olmuştu ve hala oradaydı.. sanırım bitmeyen prosedürler yüzünden..
Allah'ım sen koru böyle ölümlerden, güzel ve kolay bir ölüm nasib et!-amin-

19 Mayıs 2008 Pazartesi

bahçelerde kereviz, gel bize bazı bazı..

ilginç şeyler oluyor..
bir arkadaşımı samimi arkadaşlarından biri, bir çocukla görüştürmek için uzun süre çabalıyor.. neyse sonunda arkadaş teklifi kabul ediyor, ve çocukla görüşmeye gidiyor, ama yanında aralarını yapmaya çalışan kızla birlikte.. aracı hanım da bir süs bir püs.. konuşurlarken de yanlarında..

sonuç mu: aracıyla beyfendi orda birbirlerini beğenip sonrasında sözleniyorlar..

ne denilebilir ki.. sadece sinir olunur!!

uzun bir aradan sonra..

hatırla sevigili dizisini takip etmeye çalışıyorum.. çok fazla yanlı bulurdum ki,nuriye akman da bayan senaristiyle röportaj yapmış..
"Hatırla Sevgili'de biraz fazla taraf olmadınız mı?
Tarafsız olmaya çalışıyorum. Kendimi paralıyorum. Bütün görüşlere yer vermeye çalışıyorum. Geriye çekilip tepeden bakmaya çalışıyorum. Ama mümkün değil ki, ben bir tarafım. Amcam da dayım da İşçi Partisi üyesiydi. Onlarla aynı fikirde bir babanın çocuğu olarak benim çocukluğumdan beri bir görüşüm vardı. Diziye de bunu yansıttım tabii."

izlerken insanı çileden çıkaran şeyler de oluyor, bu kadar mı iyiler gerçekten, bu kadar mı saf niyetliler bu kadar mı hoş görülüler, olamaz, diyorsun; ama merak işte..
"Hatırla Sevgili'nin sonuçlarından biri de Deniz Gezmiş'in Che Guevara gibi bir pop ikonu haline gelmesi oldu. Deniz Baykal bunca yıl sonra, Deniz Gezmiş'i andı.
Başka şeyler de oluyor. 6 Mayıs'ta Ankara'daydım. Deniz'leri anma törenindeydim. Kabristanda inanılmaz bir kalabalık vardı. Ve bu sene böyle olduğunu söylediler.
Orada liseli gençler çoktu. Onlar için kahraman eksikliği varmış meğer. Pop ikonu bile zayıf bizde. Şimdi bir şey çıktı karşılarına ve ona tutundular. Mesela Deniz Gezmiş rolünü oynayan arkadaşımız Barış da oradaydı. Onu Deniz Gezmiş zannediyorlardı. Resim çektirenler, anneler babalar. Gençler. Kıyamet koptu. Bir panele katıldık. Panel inanılmaz kalabalık oldu. "


***
geçen hafta epey zorlu geçti.. "ubeydullah b. ömer" hakkındaki makale epey zorladı beni ama sonucuna yani aldığım nota da değdi doğrusu.. sanırım bu makale yazma işi olmasa bu seneyi İSAM'a uğramadan geçirecekmişim :) Allah razı olsun İsmail Hoca'dan.. yaparken zor gelse de, sayesinde öğreniyoruz bir şeyler..

bu arada Ubeydullah b. Ömer hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse: kendisi Hz. Ömer'in oğlu olup Hz. Ömer şehid edildikten sonra babasının katili ve katil zanlılarını, bi rivayete göre katil Ebu Lü'Lüe'nin masum olan karısıyla kızını da öldürmüş.. zanlılardan biri, Hürmüzan müslüman olduğu için hakkında kısas uygulanması gibi bir durum söz konusu oluyor.. muhacirlerden bir kısmı araya girince Hz. Osman kısastan vaz geçip beytü'l-mal'den diyetini ödeyerek salıveriyor, kendisini.. Hz.ALi'nin halifeliğinde ise kısas uygulanacağı korkusuyla Muaviye'nin tarafında yer alıyor.. sonuç: kısastan kaçıyor fakat savaşta öldürülüyor.. ölüm öyle yada böyle kaçınılmaz..

***


dün tepeören'deydik.. çocuklar gibi şendik :) bol bol çiçek böcek fotoğrafı çektim; çekindik.. toprak insana huzur veriyor cidden.. yalın ayak çimlere basmak çok güzel bir his..
herkes hasta olunca köfte yoğurma işi de bana kaldı haliyle.. ben de öyle köfte yapmasını bilen bir insan değilim ki, sert mi yumuşak mı, daha yağ koymak su eklemek gerekir mi bileyim.. malzemeleri rast gele koyuyorum, göz kararsız bir şekilde.. geçen sefer yuvarlarken, "aa buna biraz daha su gerekiyor" demişlerdi :) sürekli tarife bakarak yapan birinin elinden bu kadarı geliyor.. Allahtan tarif siteleri var yani..

***
geçen cuma esra'nın evine gittik.. temmuz'un 16sında evleniyor nasipse.. dayayıp döşemişler bi eksikleri kalmamış.. kocaman kütüphaneleri var, çok güzel.. e iki ilahiyatçı olunca kütüphane de haliyle fazlaca geniş oluyor.. Özlem'in dediğine göre aynı kitaptan 4 tane bile varmış :))

***
...
ödevler yüzünden epeydir yazamayınca birikiyor haliyle ama insan unutuyor da bazı şeyleri..
neyse sonra devam inş..

8 Mayıs 2008 Perşembe

bir cennet, bir pangasus, 3 de japon

farkettim de balıklarımdan bahsetmeyeli epey olmuş :)
son tahlilde 5 tane kaldılar.. kimi sessiz sedasız, kimi çırpınarak göçtü gitti.. kim mantar hastası oldu, kimi stresten öldü.. zor işmiş balık beslemek, vesselam.. koca akvaryumda barınamadı bizimkiler, bir arkadaşım minicik fanusta 2 buçuk yıl baktı..
mantar hastası olana diğerleri saldırıyordu.. zavallıcık kaçacağım diye uğraşıp dururdu.. niye saldırıyorlar diye düşünürken, diğer balıkların mantarlı balığın üstündeki bakteriler için saldırdıklarını öğrendik, akvaryumcudan.. insan üzülüyor, üzülüyor, elinden bir şey gelmiyor..
şimdi elimizde tek kalan pengasus da bir köşeyi belledi oradan ayrılmıyor bi türlü.. eski akvaryumun altını üstüne getirirdi oysa.. Allah gecinden versin ne diyeyim.. Alışmaya mı başladım, ne!

ek:ne çok hata yapmışım gece gece hızlıca yazacağım derken, sonradan okuyunca farkettim, halbuki başkalarında yanlış yazılmış kelimeler görmek beni hep rahatsız etmiştir :)

7 Mayıs 2008 Çarşamba

hergün aşûre için

bu doktor ötkerin aşuresi güzelmiş cidden lezzet olarak ama keşke benim gibi çok karışık nevaleli sevmeyenler için de bi çeşidi olsa.. üzüm ve portakal kabuğu tanelerinden hiç hoşlanmıyorum.. bir de pişince yumuşak hale gelen meyvelerden..

iki ileri bir geri.. mehter takımı gibi.

bu pazar yine güzel bir gündü.. fethi paşada koşmaya\yürümeye\spor hareketlerine başladık.. inşallah devamı gelir.. yalnız gelgelelim bir saate yakın yaptığımız hareket sonucu yaktığımız enerjiyi sanırım açık büfe kahvaltıyla fazlasıyla geri almışızdır.. açık büfeden uzak durmalı..

sırnaşık kedileri sevmiyorum.. hatta galiba kedileri pek sevmiyorum.. pazar gecesi çınaraltındaki kedi hiç rahat vermedi yani.. patates kızartması yiyen bir kedi gördüm ilk defa onun sayesinde.. neyse biri onu durdursun!

dün spor ayakkabı arayıp durdum hayatiye.. hediye almak için ama, zevklerimiz uyuşmuyor malesef, alamadım.. hani çok çok beğendiğim bişey bulsaydım alacaktım ama arafta kalan bir hediye olsun da istemedim.. hediye almak zor iş.. bişeyi birine yakıştırıp alırsın, hediyeyi alan kişinin yüzünde beğenmemezlik ifadesi olmaz mı, acaip can sıkan bir şeydir.. moralin alt üst olur, bir daha hediye almak istemesen de bazen elin mahkumdur.. bir kere daha başıma gelmişti.. nezaketen koyduğumuz değiştirme kartıyla arkadaşın hediyeyi değiştirmeye kalkışması ve sonuç olarak tam gönlüne göre bişey bulamayıp değiştirememesine de üzülmüştüm.. bir daha birileri adına toplu hediye almaya da yanaşmadım zaten...

nedeyse bütün gününü bana, yorgunluğu göze alarak benimle dolaşmaya ayıran kekike burdan teşekkür ederim.. hmm bu arada "yorgunluğun adına gezme demişler" dedi mandalin ve son noktayı koymuş oldu böylece :p

dün dikkatsiziliğim yüzünden neredeyse kaza yapıyordum.. Allah korudu.. dün epey yorulduğum için mi bilmem.. aslında bir kaç saat öncesinde annem uyarmıştı bi konuda ve "ne zaman öleceğimiz belli değil" demişti.. ona binaen bir uyarı mıydı Allah'tan nedir.. bi de serçe parmağım kapıya sıkıştı.. nasıl bir acıdır o YaRabbim!!

1 Mayıs 2008 Perşembe


bu kargacık burgacık yazıları okumak öyle zor geliyor ki.. 3 numaralı mühimme defterini okuyoruz.. harfler birbirine girmiş durumda. dal harfi vav'a, nun fayda hocanın tabiriyle toparlak te'ye benzer vb., harflerin dişleri zaten yok.. cümlelerin sonu gelmek bilmez..
envâı' mesâî'i cemile zuhura getirip kimesnelerle hem hal olmayıp ahde mugayir vaz' sadr olunmadan fikr-ü firasetden uzak südde-i saadetimde oturup çalışmaya hazer itmeliyim, eyyam boyunca..
işte durum böyleyken böyle..

30 Nisan 2008 Çarşamba

gönül meselesi

İmam Mâlik' ten şöyle rivayet edilmiştir:
Hz. Ebu Bekir'e küfr edene değnek vurulur, Hz. Âişe'ye söven ise öldürülür.
Kendisine, «Niçin babasına sövüldüğü zaman o icmaen daha faziletli olduğu halde sövene değnek vuruluyor da, Hz. Âişe'ye söven öldürülüyor?» denildiği zaman şöyle demiştir:
«Hz. Âişe'nin beraeti Kur'an-ı Kerim ile sabittir. Ona iftira eden Kur'an-ı Kerîm'e muhalefet etmiştir. Onun beraeti hakkındaki ayet-i celile şöyledir: «Eğer siz iman eden kimselerseniz böyle bir şeye hayatta bulunduğunuz müddetçe bir daha dönmenizi Allah haram kılıyor.» (Nur: 17)

***
CHP Denizli İl Başkanı Ali Kavak, Denizli Vali Yardımcısı Mustafa Güney'in "Dünya, Hazreti Muhammed gibi bir lider istiyor" sözüne istinaden "Atatürk gibi bir lider varken peygamber gibi lider bekliyorlar" dedi.

28 Nisan 2008 Pazartesi

Hüznün Lalesidir Dünya...


İnler Pervane Dönerek

şehzade nûn aşkıyla ağlıyormuş intizâr
erbâbın renklerinde uşşâkın isyanı var
vuslat inkılabıyla uyandırdı ruhu râst
ismin âhımla açar, nigâhımla şarkılar

sabâda kâküllenen ocak esrârı yıkar
çiçeklenir lâcivert ismin, ummana çıkar
çoğalır umman ile letâfet çeşmeleri
yeşerince erguvan onurum kabre sızar

tedâiler üzgünse, oyada lâledir kalp
üslûp aynada gezer; titrer neyde ıztırap
ıtrî nevâda tambur, gül atar üstümüze
karargâhında leylak olunca ümmî türâp

hüzzâmla kanatlanır ümîdimin elleri
lekesiz pervâneler yıkar ihtilâlleri
âhımla açar ismin; yanar puslu lâmbalar
ebedî ülfetimi kuşanır hayalleri

Nurullah Genç

26 Nisan 2008 Cumartesi

ağladıktan sonra gülene ne mutlu

"islam dünyasında ilk zihniyet sapması: emeviler döneminde otoritenin dünyevileştirilmesi" başlıklı sunumum salı günü bitmedi.. dersin sonunda çok meraklıymışım gibi "haftaya devam ediyoruz o halde hocam" dedim.. demez olaydım.. hoca demez mi: olur, iyi olur, önemli bir konu zaten, haftaya da sen devam et madem, diye.. meğer ben sesimi çıkarmasaymışım yarım da olsa öyle kalacakmış.. ilk derslere pek devam etmemiş olmamın sonucu bu da.. bi de aynı gün sınavım var.. tekrar göz atmam gerekecek konuya.. nasîbuke yusîbuke.. neyse..

dün flickr dostlarından dest-yar namı diğer turuncu ve sîracla buluştuk, kekik ve mandalinanın da birlikteliğiyle.. şaka maka zaman su gibi akıp geçmiş.. nasıl akşam altı buçuk yedi oldu anlayamadık.. bir buçuk ay sonra turuncunun istanbula gelişiyle tekrar buluşalım diye sözleştik, nasipse inşAllah.. hafta sonu olsaydı daha kalabalık bir buluşu olacakmış ama böyle daha samimi ve sıcak bir ortam oldu.. fethipaşa beyaz köşk'de başlayan muhabbet eski devran yeni boğaziçi yada boğaz cafe'de devam etti.. ne kadar çok üşüyen bir insan olduğumu bir kez daha farkettim.. çok sıcak, yandık, bunaldık derken millet ben üşüyordum, ince de giyinmediğim halde.. en çok hayıflandığım şey ise fotoğfraf makinesini taşımaya üşenmem oldu tabi.. bu arada mandalinanın abisi yeni makina alıyormuş, ona.. e burdan da hayırlı olsun diim, eşeciğine :p

dün kekikle bi muhabbet döndürdük ve burdan neredeyse ayda bir buluştuğumuz ortaya çıktı tabi.. daha sık ziyarete bekleriz efem, biraz bize de vakit ayır lüffen ;)

akşam hayatiyle bağlabaşı'ndabuluştuk.. e o kadar saat dışarıda gezince yemek falan yoktu evde tabi :) capitole gittik önce ama turlayıp turlayıp ortak olarak canımızın istediği bişey olmayınca kalkıp natilius'ta aldık soluğu.. ve gün bitti, yorgun ama mutlu!

24 Nisan 2008 Perşembe

cevaplasana

bi tutukluk oldu ben de.. yazmak gelmiyor içimden...
istiyorum da yazamıyorum, öyle bişey..

canım sıkılıyor...

20 Nisan 2008 Pazar

utangaç bahar çiçeği: erguvan

dilruba'da; fethipaşa'daki dilruba'da güzel bir kahvaltıyla başladı gün.. sonrasında yürüyüş.. ama o kadar çabuk yoruluyorum ki.. şöyle enerji depolayan bi iğne-ilaç vs. bişey olsa, tek seferde.. uzuun uzun yürüyüşler yapmak isterdim.. hevesle başlıyorum yürümeye ama kısa bir süre sonra hevesim kursağımda kalıyorum..

heryerde erguvanlar açmış.. insanın içini kıpır kıpır ediyor.. prof. süheyl ünver 1966 yılında, mayıs ayının ismini erguvan ayı olarak değiştirmeyi teklif etmiş; istanbul boğazının adını da erguvan boğazı olarak değiştirmeyi..
"Bugün ben bir güzel gördüm, hilal kaşı keman olmuş,
Dili bülbül saçı sümbül, yanağı erguvan olmuş" Gevheri..
görmedim, duymadım bilmiyorum ama bursa'da her yıl erguvan bayramı yapılırmış..

falan filan.. erguvan üzerine söylenecekk çok şey var ama şimdilik sabrım bu kadarına yetiyor.. devamı belki sonra.. nasip..

17 Nisan 2008 Perşembe

yeşil kısmet

dün öğleden sonra anneme gittim. giderken beşiktaş'ta eski yeşil otobüslerden birine bindim. klima yapmışlar bu otobüslere de.. o kadar hızlı çalışıyordu ki, ayaktaydım bi de, alnıma doğru püfür püfür.. ayaktaysan klimanın deliklerinden kaçacak mekan da yok, birbirine çok yakın yapmışlar.. başıma bir ağrı saplandı, gözlerim yaşarmaya başladı.. kaş yapayım derken göz çıkarmak buna denir herhalde.. yolun sonuna doğru biri kalktı, kendimi onun yerine attım resmen.. kızın biri sinir oldu ama napiim, önce ben binmiştim :p diye avutmaya çalıştım kendimi..

lale mevsimini kaçırdım, ona üzülüyorum.. güzel lale fotoları çekmeyi hayal ediyordum oysa, kısmet değilmiş..

15 Nisan 2008 Salı

derste yokum!

cumartesi günü kv.lere giderken kadıköyden bineceğim minibüse doğru yürürken, orada minibüsleri idare eden bi adam var, bu değil bu değil dedi bana bakarak.. şaşırdım ne diyo bu adam diye ama yöneldim tam binmek için, adam arkamdan "her zaman bindiğin işte bu, ama yine de bööyyle (ilginç bi surat ifadesiyle birlikte) afalladın " demez mi gülerek.. şaştım kaldım, yoo falan deyip geçtim suni bi gülümsemeyle ama, hepi topu üç yada dördüncü kez binmişimdir belli aralıklarla, ve ilk seferde sormuştum o kalabalığın içinde, şurdan geçer mi diye, nerden hatırladı beni ki.. böyle hemen samimi olmaya çalışan insanlara sinir oluyorum.. iki kere arabanıza bindik, bi kere sizden bişey aldık vs. diye hemen samimi mi olacağız!!

bi de üsküdar-kadıköy minibüsleri çok pahalı yahu.. indi bindi için 1 buçuk alıyorlar.. kadıköyden bindiğimle 20 dakika gidiyorum 1.400'e..

minibüsleri sevmiyorum orası da ayrı.. ama oturabildiğim için rahat geliyor bazen.. minibüs olayına da şu son birkaç ayda şule sayesinde alıştım :) burdan kendisine de selam ederim ayrıca :))

neyse, bindim minibüse.. biraz ileri de çevirdi polisler, kimlikleri topladılar, kontrol varmış..ya kimliğim yanımda olmasaydı.. kimlikleri topladıktan sonra polis amca inerken şoföre kapıyı kapat dedi, kaçacak mıyız nedir.. önümde iki yaşlı ama bakımlı hatun konuşuyor.. biri amerikadan yeni gelmiş, hep kışlıklarını getirmişmiş, oysa burda havalar çok sıcakmış :p.. teyzelerden biri şöyle bir bakındı, bu minibüste terörist tipinde insan yok ki dedi, gülüştü millet :) amerikalı hanım konuşmasının bir yerinde:" ben ona söyledim, öbür tarafa kul hakkıyla gitme, ver gitsin dedim" dedi.. böyle sözleri öyle insanlardan duymak tuhaf geliyor nedense.. bi komşumuz vardı, tatilini kıbrısta geçiren, saç baş kaş göz boyalı, bilimum sabah programlarına hiç üşenmeden giden biri.. ama 5 vakit namazını da kılardı.. parayla imanın kimde olduğu bilinmez derler, aynen öyle..

:)meraklısına: balıklarımızın bir kısmı beyazbenek hastalığına yakalandı, balık biti de deniyormuş... o kadar komik görünüyorlardı ki, su çiçeği geçiren çocuklar gibilerdi.. ilaç verdik de neyse biraz düzeldiler..

dün üç tene sınavı nasıl atlattım bir ben bilirim.. üçüncü sınavda belki bir kaç kelam daha edebilirdim ama o kadar bunalmıştım ki, yazmadan verdim.. dağlar gibi ödevler beni bekliyor.. makale yazılacak, katip çelebinin fezlekesi okunacak, haftaya ismail hocanın dersinin kitabından bir bölüm okunup anlatılacak, divani yazı okunabilir hale gelinecek.............

11 Nisan 2008 Cuma

böyle bir arabam olsa...

binsem gitsem kaf dağının ardına...

mavi gök orda mı!

9 Nisan 2008 Çarşamba

ekosistem

kötü bir akşamdı dün.. önce insanı erkeklerden soğutacak kadar vahşice çekilmiş bir film izledim, yani tamamlayamadım yarıda kestim.. beyazperdede filme 4.1 puan vermişler..
sonra iki melek balığımız birden ölmüş.. anlamadık neden.. akvuryumun dibinde otların arkasına saklanıp ölmüşler.. incecik balıklar, almak çok zahmetli oldu.. neyse..
sonra benim filmden kaçtığım sırada akvaryumun yanında oturmuş oyalanırken, bir balığımızın intiharına şahit oldum.. akvaryumdan atladı dışarı.. ölmeden yakalayıp attık içine ama kuyruğu kanlanmış.. umarım yaşamaya devam eder..
sabah da bir diğer, çok sevdiğim alaca bir japon vardı, onun öldüğünü gördüm.. çok mu kalabalık oldu akvaryum.. neden böyle oluyor anlamadım.. bi de balık dediğin ölünce suyun üstüne çıkar niye bunlar dibe çöktüler ki.. sanırım çok karışık bi akvaryum oluşturduk.. bir arada yaşayamıyorlar.. bakalım diğerleri ne kadar dayanabilecek...

milletin bebeğiyle yaşadıklarını yazdıkları bloga çevirdim ben de burayı.. blogbalık oldu burası..

iki gündür iki sınavım vardı.. geçti gittiler de haftaya pzts. üç tane birden olacak, arka arkaya.. şimdiden gönlüm yorulmuş hissediyorum.. çalışsam bu kadar gönül yorgunluğu yerine ancak kafa yorgunluğu çekerim herhalde..
babamın sesi kulaklarımda: " çalış yavrum çalışş.."

dün ferahfezanın gecikmiş doğum günü için 6 samimi arkadaş bir aradaydık.. ve 7. olarak bir hocamız da katılıp bir türlü ayrılmak bilmeyince bi katakulleyle okuldan ayrıldık ama umarım hocayı üzmemişdir, söylediklerimizi duyurarak :) klasik mekan olimpiada etrafa mısır saçıp çay içtik.. sahibi arkamızdan epey söylenmiş olsa gerek..

7 Nisan 2008 Pazartesi

"tamamen duygusal"

pazar günü annemlerden dönerken, siyah japonumuz yalnız kalmasın, yalnızlık Allah'a mahsus deyu bir japon daha almak için Fatih'teki hayvan mağazasına girdik. şu balık çok güzelmiş, bu balığın rengi harika falan derken, elimizde koca bir akvaryum ile 10 adet farklı nevilerde balık, mağazadan çıktık :-)
2şer tane pengasus- cennet balığı- melek balığı ve 5 adet de japonumuz var artık.. Allah hayırlı uzun ömür nasip etsin inşAllah (sütten ağzı yanmış ama yanmamış gibi davranan gülümseme :p)
bir daha herhangi bir hayvan istemiyorum, tek kalanı da başkasına verelim derken bi akvaryum dolusu balıkla baş edebilecek miyim, Allahu alem...

3 Nisan 2008 Perşembe

adsız-dı.. yada turuncu..


öldü, ölüyor, ölecek derken.. sonunda oldu.. zavallıcık çok eziyet çekti,günlerce.. dün akşam da saatlerce can çekişti.. sabah baktık ölmüş cidden, ama korkunç bir şekilde.. bir tarafı şişiyordu, o taraf patlamış, bağırsakları dışarıda :(
insan üzülüyor, ne de olsa can.. canlı.. kanlı.. idi...

1 Nisan 2008 Salı

bendekiizler:)

son lejyon\last legion: cüniit abi filmleri tadında.. bir vuruşta beş aslan anlayışında.. hafiften aşk filmi kıvamında.. sezar öldü yaşasın yeni sezar!
hele ki o sezar, o çocuk sezar, boyundan büyük laflar eden, dersini iyi çalışmış havası verdiren sezarcık yok muu...

son tahlilde: hiç beğenmedim.. malkoçoğlunu izleyip kendi abartılmış tarihimizle çaktırmadan koltuklarımız kabararak izlemek, sezar tarihinin ve askerlerinin abartılmış ihtişamını izlemekten iyidir, deneceğine eminim.



infamous: son zamanlarda homoları bi sevimli gösterme çabası var kii bir katkı da bu filmden kabîlinden.. sandra bullock'a kanmıştım oysa.. bütün filmde sigara içmekten başka bi icraatini göremedim.. hikaye nispeten etkileyici olsa da bazı sahneler mide bulandırıcı... aslında toby jones'un oynadığı rolü baştan sona izlemek için aynı şey söylenebilir..

son tahlilde: izleyen gözlere, akla, fikre ve harcanan vakte, üstüne verilen paraya yazık!



anestezi: namı diğer awake... fazlasıyla ürkütücü, benim açımdan tabi.. izledikten sonra narkozla ameliyat olma fikri tam bir kabus haline gelebilir...
gerçeklerden bahsediyor zira..
ayrıca, tek bir doktora bağlı kalmama bir kaç doktora mutlaka görünme ihtiyacı hissettiriyor film.. en yakın ahbabın bile olsa...
son tahlilde: izlenmeye değer!! gelgelelim ameliyat olma aşamasında olanların izlememesi de şiddetle tavsiye olunur! ;)


28 Mart 2008 Cuma

hep kahır!

aksilikler üstüste.. bilgisayara bişeyler oldu.. neyse kurtarma yenileme falan derken bütün ayarlar bozuldu.. otomatik girdiğim hesaplarımın bir kısmının şifrelerini unutmuşum, bazısını zor hatırladım.. sonuç: messenger'ınkini de unutmuşum, hatırlayamıyorum, sıfırlayamıyorum, puff :((


***

kardeşlerim evime ilk defa gelirlerken bir çift balık almışlardı.. turuncu ve siyah renk, japon.. turuncusu için ha öldü ha ölecek diye beklerken, ölmedi gitti.. ama ben öldüm öldüm dirildim.. duygusal bağ mı kurmuşum aramızda nedir.. bazen canavar gibi dolaşıyor; bazen bi tarafı şişiyor, o taraf suyun üzerinde yan yan yüzmeye uğraşıyor yada suyun dibine inmeye çalışsa da hop yukarı çıkıyor... derdi ne anlamadım.. hayvan eziyet çektikçe üzülüyorum, elimden birşey gelmiyor.. geçenlerde ters dönmüş duruyordu.. tamam hakkın rahmetine kavuştu artık dedim ama bi kaç saaat sonra bir bakarım ki normale dönmüş.. bu son olsun, evde hayvan falan beslemeye çalışmayacağım.. kimse de hediye etmez umarım gayrı..


***

salı günü; mandalina da ısrar etti ben de acaba mı derken, gazeteci-yazar sefer turan'ın geldiği gün sunuculuk yaptım.. hadi okuldan ayrılmadan bi atraksiyon olsun diye düşündüm.. herşey iyi hoştu da eilahiyat kulüp başkanının soyadını yanlış anons ettim :)) çocuk da şaşırdı önce o da kim gibisinden, ama çaktırmadı sağolsun :))


güzel bir programdı.. filistin konusunda ne kadar duyarsızlaştığımızı farkettim, yeniden..



m.erkal hocamız ertesi günkü "fatih üniversitesi hocaları prof. Lütfullah Karaman ve ...'ın katıldığı, filistin tarihinin konuşulduğu" programda Hz.Peygamberin şu hadisini hatırlattı:

Numan b. Beşir (r.a.)dan: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: "Bütün mü'minleri, birbirlerine merhamette, muhabbette, lütufta ve yardımlaşma hususlarında sanki bir vücud misali görürsün! O vücudun bir organı hastalanınca, vücudun diğer kısımları, birbirlerini hasta organın elemine uykusuzlukla harekete ortak olmaya çağırırlar"
üstüne ne denir ki..
konferanslardan aktarmak istediğim anektodlar vardı.. not tutmadım, ilginç şeylerdi, kesin hatırlarım diye düşündüm ama paneldeki hesap bloga uymadım malesef..

eilahiyat ekibi sıkı çalışıyor.. geçenlerde ankaraya gitmişler.. gitmişken meclise de uğramışlar :) e bizden hocalar mevcut ya, 3 tane.. güzel ağırlanmış, mutlu mesut dönmüşler..

24 Mart 2008 Pazartesi

öyle işte..

bahar havası bir başka oluyor.. hafif ürperten, sarılacak bir şey isteten havaları seviyorum.. salacak sahilinde ürperirken çay yada kahveyle birlikte istanbul'un kızıl gün batımları..

kızgın yada gergin olduğunuz anlarda sakinleşmek için birebir..

kimileri de mutlu olduğu zamanlarda hayal kurmak için gidiyordur, kim bilir..



***

geçenki akşam yemeğinde hayati çekti bu fotoyu.. Böyle önü açık manzaralı evleri çok severim.. içinde yaşayanlar bir müddet sonra ilk zamanlarki tadı vermediğini, zamanla görmemeye başlandığını söyleseler de.. nasipte ortaokul hayatımın geçtiği okulun manzarası olan bir evde oturmak varmış, hiç aklıma gelir miydi.. o zamanlarda otursaydım, üç dakkaya okula gidebilseydim diye düşünmekten kendimi alamıyorum.. herşeye rağmen fatih gibisi de yok tabi :)

***

hayatiyle 3boyutlu film izleyelim dedik, bugün.. hala başım dönüyor, başım dönerken midem bulanıyor.. başak burcuyum, takıntılıyım işte; verdikleri gözlüğün sol kısmı sanki bulanık gösteriyordu.. film boyunca, gözlüğü çıkarıp gözümü kapatmadığım süre zarfında acayip rahatsız oldum.. hatta bir ara sol gözümü yumup sağ gözümle devam ettiğim bile oldu yani..

ümraniye her geçen gün değişiyor, tayyip amcamın deyimiyle değişirken gelişiyor.. bu kadar hızlısını kaldırabilmiş mi, araştırmacılara sormak lazım..

***

güllü'ye fayda hocanın danışmanı olduğunu iletemedim.. vicdan azabı çekiyorum.. ama çok yoğundum.. ... kendimi mi kandırıyorum?? bilmiyorum..

herşey bi yana fayda hocayı kaldırabilecek tek kişi de güllü, bunu biliyorum işte :))

***

bir kere doktora gidersin.. elini uzatır kolunu kaptırırsın.. şu tahlili de yapalım, bunun sonucuna da bakalım.. elinde öncekine dair bir belge varsa, yenisine gitmişsen, sil baştan aynılarını tekrar yaşarsın... "ama... desen de" fayda etmez, "üzgünüm yapmak zorundayım" klasik cevaptır.. onlarsız olmuyorsa da Cenab-ı Rabbü'l-Alemin mümkün olduğunca ellerine düşürmesin!

amin

***

insanoğlu çiğ süt emmiş derler.. bu akşam "The Great Debaters"ı izledik.. nasıl bu kadar vahşi olabiliyoruz, şaşırmamak elde değil.. gerçi sadece zencilere değil, tarih boyunca bazen kadınlar, bazen farklı dinden olan insanlar, farklı derililer, sair... güç kimdeyse artık... bi de kızıl derililerde olduğu gibi dağ gelip bağdakini kovmaya çalışma durumu var...

gölgelerin gücü adına

ben "şi-ra"yım

güç bende artıkkkkkk... derdi zamanımın çocukları.. ve hep kötülere karşı savaşırlardı..

kadınlar demişken; nusayriler kadınları mezheplerinin bilgilerini bilecek şekilde bile adamdan saymazlarken, modern görünen "esma esad" bunu nasıl kabulleniyor?? yada kabulleniyor mu..

***

radyo7'de birkaç sefer denk geldiğim bir şarkı vardı.. adını hatırlayamadığım bir kadın söylüyordu, değişik bir tarzda:

"dünya, dünya bir garip dünyasın

bazı sahte bazı rüyasın, yalan dünyasın" idi sanırım sözleri.. öyle işte..

22 Mart 2008 Cumartesi

"ı am not accountable for any thing to any one!"

salı günü kazıcı hocanın davetiyle kendimizi odasında bulduk. konu, danışman hocalarımızın belirlenmesiydi. ilgilendiğim konu itibariyle bayadır aklımda olan ama birlikte çalışma konusunda tedirginliklerim olan bir hoca düştü payıma: İ. Safa Ü. hoca.. Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren olan islam tarihi hep ilgimi çekmiştir. aklımda osmanlıca bir eserin transkripsiyonu da vardı ama ya divanî okutacaklar yada kütüphaneye gidip ilginç bi eser, küçük bi risale araştıracaksın ki hoca da artık tükendi öyle şeyler dedi.. hasılı zorlu bi dönem var önümde.. samanlıkta iğne aramak gibi bişey konu belirlemek de.. konu seçersin; ya beğenmezler yetersiz bulurlar ya "bu konu boyunu aşar" derler, diyor tecrübeliler.. hayırlısı bakalım..

"vâlih-ü hayran oluben kendözümden bî-haber
şimdiyi bilmez bu aklum, ne bile ferdâsını" Akşemseddin Hz..

***
perşembe günü mandalinle yağmurlu bir günde bahçelievler havası aldık, korktuğumuz "başımıza" gelmedi de kapıdaki görevli yardımcı oldu sağolsun..

***
hmm, bu arada bugünlerde buradaki sesim başka yazımerkezlerinde eko yapmaya başlamış da haberim yokmuş.. ne güzel, hep bunu istemiştim oysa, sonunda başarabilmişim..
bir de, bir hal tercümesi yazsalar keşke benimle ilgili.. yanlışları ve yanlış anlaşılmaları düzeltir eksikleri tamamlarım, söz veriyorum!

hayat ne tuhaf.. bir zamanlar şöyleyken böyle; şimdi böyleyken öbür türlü..

"eğlen güzelim gününü gün et,ben vaz geçmişken eğlen..."
dilime dolandı da bu pekkan şarkısı, bulup bi yerlerden dinlemeli.. bir zamanlar bu konuda bana yardımcı olan biri vardı.. rica etsem bulur mu ki.. yoo yoo, entellektüel (yada türevleri hiç farketmez) olma yolundaki birini böyle basit işlerle meşgul edemem, kendi işimi kendim halletme vaktim gelmiş! olur yada olmaz.. bir gün olan her gün olacak değil ya..

***
niye kırılgan bir yapım var bilmiyorum ki, elimde değil.. kırmamak o kadar zor mudur??

***
ve an gelir...

(not to be continued)

19 Mart 2008 Çarşamba

kahredenden ziyade sevilenden korkulur!

dün bizde keklik'in doğum gününü yâd ettik :p çünkü gerçeği geçmişti... iyi ki doğdun keklikim ;)

bugün de Hz. Peygamber (sav)inkini kutlayacağız...

Cümle mü'min adem ve havvaların "mevlit kandilleri" mübarek olsun..

O'nun(sav) sancağı altında buluşabilmek duasıyla...

***
Mefhar - i Mevcudât, Hazret-i Fahr-i Alem
Muhammed Mustafâ râ Salevât

Allâh adın zikredelim evvela

Vacib oldu cümle işte her kula

Allâh adın her kim ol evvel anâ
Her işi âsan eder Allâh anâ

Allâh adı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya anın sonu

Bir kez Allâh dese şevkile lisan
Dökülür cümle günah misli hazan


***
Amine hatun Muhammed annesi
Ol sadeften doğdu ol dür danesi

Çünki Abdullah'dan oldu hâmile
Vakt erişdi hefte vü eyyam ile

Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn
Çok alametler belirdi gelmedin

Ol Rebiul evvel ayı nicesi
On ikinci gice isneyn gecesi

Ol gice kim doğdu ol hayrûl beşer
Anesi anda neler gördü neler

Dedi gördüm ol Habibin ânesi
Bir acep nur kim güneş pervanesi


Süleyman Çelebi....Mevlid-i Şerif


18 Mart 2008 Salı

özetle...

cumartesi ve pazar akşamları nasıl mide spazmı geçirmediğime hayret ediyorum.. o kadar çok yedim ki.. tabir caizse çatlayana kadar.. hazırlanan herrşey süperdi..

cumartesi akşamki menü: kumpir, peynirli su böreği, tavuklu körili börek, tavuklu tel şehriyeli salata, elmalı kurabiye, muzlu yaş pasta yapmış z.abla.. hepsi harikaydı..

pazar akşamı ise içli köfte, dalyan köfte, tam kıvamında bir pilav, mercimek çorbası, amerikan salatası, çoban salata, vişne suyuyla birlikte çayın yanında ev yapımı yaş pastadan oluşan bir yemek yedik, muhteşem boğaz manzarası renk renk köprü ışıkları eşliğinde..

Rabbim her iki haneye de bereket ve huzur versin inşAllah..

***
Hayati O. Abiyle çok iyi bir muhabbet kurmuş.. "konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım" dedi.. öyle ki muhsin babasına gelip "yumurcaklar için uyku vakti" deyince saatin 12 ye geldiğini anlamış :))

bizde de muhabbet iyiydi.. eslem de vardı, son gelişmelerinden haberdar olduk, herşey yolundaymış sevindik :) eslem bana çok beğendiğim ördekli sürahiden almış.. bu vesileyle hassaten teşekkürü bir borç bilirim ;) okumuyordur ama olsun, belki bi gün okur :p

***
süper ev hanımı oldum ben.. bugün bir saat içinde evi toparlayıp sildim süpürdüm vee hayatinin annaneleri gelecekti onlar için bişeyler hazırladım, kendimle gurur duydum yani :) e acemi olunca böyle oluyor, en ufak yaptığın iş bile gözünde koccaman oluyor, hihhii :)

***
saat gece ikiye çeyrek var..ve benim bugün olan yarında bir sunumum.. çalıştım mı? "..."

15 Mart 2008 Cumartesi

düne dair not:.. ve Galland

evet, yemek zevkindeki ıspanaklı peynirli börek tarifini yaptım ve çok güzel oldu Allah'a şükür :) bi kısır yapmaya niyetliyim ama hayırlısı.. ilk denemem oldukça başarısızdı.. lapa gibi bişey olmuştu.. oysa en basit salata olarak görürdüm neredeyse, annem sıksık süper yaptığı için.. hiç de öyle değilmiş.. ben de git gide ev hanımı modunda mutfak hallerini anlatan bloga çevirdim burayı:p neyse Galland'ın "İstanbul'a ait günlük hatırlar"ından bir kaç kısa not ekleyeyim de ilmi bi hava gelsin buralara :-D şaka bi yana bu kitabı pazartesiye sunumum var derste ve ben yine hala çalışmadım...

İSTANBUL'A AİT GÜNLÜK HATIRALAR

Galland’ın “İstanbul’a Ait Günlük Hatıralar” isimli 2 ciltlik eseri 1672 ve 1673 yıllarını kapsamaktadır. İncelediğimiz birinci cilde göre Galland Osmanlı toplumunun sosyal ve kültürel yaşamına dair izlenimlerine çok fazla yer vermemiştir. Genellikle sefaret ve saray erkanı etrafındaki siyasi gelişmeleri detaylı bir şekilde konu edinmiş, bununla birlikte çoğu günün hava durumundan da bahsetmeyi ihmal etmemiştir.

Galland’ın gözünde Türkler kaba ve Hz. Peygamber (s.a.v.) de yalancıdır. Buna mukabil, izlenimlerini aktarırken zat-ı şahane diye söz ettiği padişahın ihtişamını da uzun tasvirlerde bulunarak gözler önüne sermeye çalışmıştır. Kitabın muhtelif yerlerinde zorla Müslüman yapılarak sünnet edilen ya da Müslüman olmadığı için işkenceler yapılarak öldürülen ecnebilerden bahsetmiştir. Bunların dışında yer yer o dönemin kültürel hayatını etkileyen kitaplardan söz etmiş ve kimisi hakkında tafsilatlı açıklamalarda bulunmuştur.

Antoine Galland, eserinden yaptığımız çıkarımlara göre Müslümanlara pek hoş gözle bakmamaktadır. Zira hemen hemen olumlu olarak söz edebileceğimiz hiçbir örnek yokken Türklerin ecnebilere karşı takındıkları doğruluğu şüphe götüren pek çok nahoş tavrı günlüğüne taşımıştır.

26 Temmuz 1672 Salı günü , yazar Türklerin 5 veya 6 yaşındaki küçük bir yahudiyi zorla Müslüman yapmalarından söz ediyor. Yine benzeri bir vak'ada, Türkçe okumayı öğrenmiş bir Rum’a birkaç Türk kelime-i şehadet yazılı bir kağıdı okuması için vererek kendilerine delil göstermesini istemişler. Rum delikanlı da bunu okuyunca kaptıkları gibi kaymakama götürmüş ve Müslüman olduğuna dair şehadette bulunmuşlar. Rum bunun aksini iddia ettiyse de muvaffak olamamış ve derhal sünnet ettirilerek başına da sarık sarılmış. Genç ısrarla Türk olmayı istemediğini söyleyince de kaymakam tarafından da kanlı çukura attırılmış.

İstanbul’a ait günlük hatıralar kitabında bahsedilen konulardan biri de Osmanlı toplumunun savaş esnasında ordularına manevi destek olarak dualar ettiğidir . Galland, bizzat IV. Mehmet’in de iştirak ettiği Osmanlı Lehistan savaşı esnasında Türklerin sokaklarda bir nevi resmi geçitler yaparak ordularının muvaffakiyeti için dualar ettiklerinden bahsetmiş. Yine aynı sefer esnasında o zaman yapılan takribi hesaba göre ayakta 60 bin , dizlerinin üzerinde oturarak 40 bin kişi aldığı belirlenen Ayasofya’da ve at meydanına kadar tekmil civar yollar da dolmuş olarak Osmanlı silahlarının zaferi için umumi dua yapılmış.

Galland, seyahatnamesinde Sabbatay Sevi yahut diğer adıyla Aziz Mehmet Efendiden söz etmiş. Sabbatay Sevi’nin İstanbul’a gelişi ve etrafında cereyan eden olayları kaleme alarak Türklerin ona olan yaklaşımlarını (en azından o gün için) hürmet dolu olduğunu belirtmiş.

falan filan..

Galland için bu kadar yeter, ama yabancı sefir ve seyyahların Osmanlı dönemiyle ilgili kitapları gerçekten çok ilginç, okunması tavsiye edilir. Özellikle Busbecq'in Türk Mektupları enteresan bilgiler içeriyor cidden..

***

yeşil yol'u beğendim, genelde ütopik, fazlaca hayal ürünü olan filmlerden pek hoşlanmasam da bir başak burcu olarak.. oldukça duygusal bir filmmiş.. özellikle elektrikli sandalye idamlarının olduğu sahneler çok etkileyiciydi.. bu idam olayının acısız şekli yok mudur, diye düşünmekten alamadım kendimi.. insanoğlu hakikaten çok gaddar olabiliyor, bir insan can çekişirken izleyebiliyorsun..
bana bi ara, tosbaga.net miydi adresi tam hatırlamıyorum, bi insanın canlı canlı boğazının kesilişi ve boğazı kesilen kişinin yalvarışlarından oluşan bi vidyo izletmeye çalışmışlardı.. tamamını izleyemedim tabiiki, sadece bir kısmına bakabildim.. baya bir etkisinde de kalmıştım.

***

akşam mandalinlerdeyiz inşallah.. ilk akşam ev oturması gezmemiz sayılabilir, akrabaları saymazsak.. z.abla maharetli elleriyle neler yapacak çok merak ediyorum :)

14 Mart 2008 Cuma

hayır! ben hala Bursa-lı-yım!

çok duygusal anlar yaşıyorum. bugün sabahtan aylardır niyetlenip bir türlü gerçekleştiremediğimiz nüfus cüzdanlarımızı değiştirme projemizi uygulamaya koyduk.

muhtarda gerekli evrakları doldurmasını beklerken, baktım kadın hayatinin nüfus cüzdanına bakarak benim evrağı dolduruyor.. "yanlış yazıyor sanırım ama neyse işine karışmak gibi olmasın" deyip sesimi çıkarmadım. evraklar doldu falan çıktık, bir bakarım ki benim kayıtlı olduğum il Antalya olmuş.. şok oldum resmen.. babamla annem aynı şehirden oldukları için daha önce farketmemiştim böyle bi değişiklik olduğunu.. zannediyorum ki bi soyadım bi de medeni halim değişecek.. garip bir duygu, daha soyadımın değişmesine bile alışamadım.. sordukları zaman yada bir yere adımı soyadımı yazacağım zaman bi duraksıyorum önce..

bu arada eski n.cüzdanımın hatıra kalsın diye renkli fotokopisini çektirmeye niyetlenmiştim ama dar vakitte yapınca böyle şeyleri fırsat olmuyor malesef.. hey kızlar ben yapamadım gari siz yapın ;)

***

"kasımda aşk başkadır"ı izledim bi kaç gün önce.. klasik bi aşk filmi.. yorulmadan düşünmeden izleyebileceğin bir film, eğlenceli vakit geçirmek için.. popüler filmleri izleyememek kitapları okuyamamak gibi bir sorunum var.. aradan epeey bi zaman geçtikten sonra izliyor-okuyorum..

stephen kig'in "yeşil yol"u da bi klasik derler, çok methini duydum.. birazdan onu izleyeceğim, bakalım nasılmış..iş yaparken birşeyler izlemeyi seviyorum.. ıspanaklı börek yapmaya niyetlendim.. komşumun tabağı kaç zamandır bende. verirken çok utanacağım kesin ama boş vermek istemedim, fırsat bulup adam aklıllı bişeyler de yapamadım, koşuşuturmacadan.. değişik tarifler var mı diye yemekzevki ve portakal ağacına bakacağım. iyi ki varlar : )) yeri geliyor, bildiğim bi yemeğin tarifine bile açıp baktığım oluyor hani :p varsa onlar nasıl yapmışlar diye.. ama asıl kafamdan uydurarak yemek-pasta-börek yapmayı daha çok seviyorum ve fena da olmuyorlar hani :-)

9 Mart 2008 Pazar

istanbul'u seviyorum..

enteresan bir durum bu! sanki şehirler arası uzak mesafeye gitmişiz de dönmemiz zormuş gibi 2 gecedir ailelerde kalıyoruz (bir gece birinde diğer gece diğerinde), altımızda araba olduğu halde.. :-)

***
Allah razı olsun perşembe günü keklik bana eşlik etti, mandalina da sonradan aramıza katıldı.. ikinizi de seviyorum arkadaşlar ;)

***
seni daha çok seviyorum hayati :p
cumartesi akşamüstü kız kulesi civarında hayatiyle birlikte arz-ı endam eyledik.. gün batımı kızıllığı ve sonrasında ışıklistanbul harikaydı.. çekirdek ve sütlü neskafe.. çok uyumlu bi kombinasyon değil ama güzeldi yine de..

***
dün gece erkek kardeşimle skypeden halleştik, yarım saat 45 dkka civarı.. hastalanmış kerata, üzüldüm haliyle.. uzakta olunca insan kendini daha çaresiz hissediyor.. neyse iyiymiş şimdi hamdolsun.. bir sene daha oralarda kalmaya niyetli gibi, annem olmaz diye heyecanlandı önce ama n'apsın :) hayırlısı.. döndükten sonra yüksek için gider belki, nasip..

***
sözümona döneme hızlı giriş yaptım, anlatmak için konu aldım ama saat gecenin onikibuçuğu, doğru düzgün çalışmadım henüz.. can çıkar huy çıkmaz!

6 Mart 2008 Perşembe

zikzaklarla geçer ömür

eskiden hergün iki yaka arası koştur koştur okula gider gelirdim ve bu o kadar da zor gelmezdi. 11 yılın getirdiği bir alışkanlık mı bilemiyorum tabi. şimdi okula yürüyerek 15 dk.ka mesafeden gidip geliyorum. tembelliğe o kadar alışmışım ki karşıya geçmek aşırı derecede zor geliyor. hadi o bir yana mandaline giderken otobüsle gideceğim süre bile gözümde büyür hale gelmiş durumda.

neyse efendim, muhtardan ikametgahımı değiştirmek amacıyla alacağım nakil belgesi için, kalktım yollara düşüp karşıya geçtim. muhtar belgeyi hazırlarken üç-beş kelam etti benimle ilk defa. oysa ben asık suratlı, konuşmaktan pek hazzetmeyen biri olarak düşünmüştüm her seferde. çoluk çocuğundan torunlarından bahsetti. bana mutluluklar dileyip, "sen evlenince en çok annen mi baban mı üzüldü" diye sordu :) genç gösteriyor ama 32 yaşında torunu varmış. gerçi saçlar da boyalı tabi, orası ayrı :)

anneme de uğrarım diye heveslenmiştim ama haber de etmedim geleceğim diye, çıkarken aramadım da. sonuç elimde fırından aldığım sıcak simitlerimle kapıda kalakalmak oldu. üzülmüş annem de, kızdı bana niye haber vermedin diye. nasip..

*****

kızlar mandalinlerde buluşup kalacaklar bu gece. ben gidemiyorum. evlilik böyle bir şey! eskiden okuldan eve "ben bu gece yokum" diye bi mesaj yollardım yada arar söylerdim, o kadar. hey gidi günler..

5 Mart 2008 Çarşamba

neden

insanın canı biraz sıkkın olunca hiç bişey avutmuyor.. en sevdiğin şeyler bile..

morali bozulunca böyle zamanlarda kendini işe verenler, bissürü işe bi anda yapıp çıkaranlar biliyorum.. hırsını işten alıyor kısacası.

keşke ben de öyle olsaydım..ters teper bende, yerimden kıpırdamak bile istemem, pek konuşmak da.. işte bu yüzden evdeyim.

facebook vesilesi

facebook olayına ön yargılıydım.. üye olmak gibi bir niyetim yoktu ama eski okullarımdan arkadaşları görünce dayanamadım..

üye olduktan sonra haliyle insan isim arıyor; okul gruplarının fotoğraflarına bakıyor, tanıdıklarının arkadaş listelerini karıştırıyor, yeni bir tanıdığa rastlar mıyım diye falan..

sonuç olarak epey kişiye rastladım.. güzel olmasını güzel de, özellikle ilkokul arkadaşlarının eski masumiyetlerinin kalmamış olduğunu görmek insanı hayli üzüyor.. kiminin elinde bira bardağıyla fotoğrafı, kimi bir kızla sarmaş dolaş, kiminin o biçim kıyafet ve saç modelleri, sair..

müjde ar ntv'deki programında, facebookta eski arkadaşlarını bulmak istemediğini, çünkü onları yaşlanmış halde görünce hüzünlendiğini söyledi. sanki birlikte bir film çevireceklermiş de onlara yaşlılık makyajı yapılmış gibiymiş, falan.. bu arada kendini de hala 18lik kız gibi zannediyor olsa gerek :)) neyse işte.. çoook uzun yıllar görüşmediğin arkadaşların hayallerindeki gibi kalsa daha güzel sanırım.. yoksa "dumur" durumu çok doğal olsa gerek.

hasıl-ı kelam, şuraya geliyorum ki, dün yani 4mart tarihinde ilk facebook buluşumu ortasondaki en samimi arkadaşım nazlı'yla yapmış bulunmaktayım.. onun vesilesiyle fatıma diye bi arkadaşıyla da tanıştım flickrdan bildiğim :) elbetteki eskiyi yad edip son dedikoduları paylaştık.. evlenen evleneneymiş bu aralar.. herkese haklarında hayırlısı.. paşalimanında güzel bi ikindi sonrası geçirip ayrıldık.. bakalım bir daha görüşmek nasip olacak mı.. nasip bu, belki bir daha hiç görüşmeyiz.. zira evveliyatında ne kadar samimi olursan ol artık köprünün altından çok sular akmış oluyor, eski samimiyet devam edemiyor malesef.. herşeye rağmen dün de mazide kalan bendeki güzel izlerden biri olack... vesselam

başlık maşlık yok

uffffffffffffff

ufffffffffffff

ufffffffffffffffffffffffffff..........

istemiyorum.. ağlamak istemiyorum... renklisinden falan da istemiyorum..

iyiyim ben!!
iyiydim yani...

4 Mart 2008 Salı

Bi ismi Allah;

dedik bakalım:

-hoş geldiiim..
-hoş bulduuum..

hayr Allah hayr.. ruznâmeme nam-ı diğer günlüğüme nam-ı diğer bloguma hayırlı uzun ömür diliyorum.. bakalım benim gibi sıkılgan biri ne kadar devam ettirebilecek..