27 Mayıs 2008 Salı

sweeney todd


değişik bir filmdi.. melodili repliklere su gibi akan kanların eşlik ettiği.. önce müzikal şeklinde olması, şarkı söyleyerek konuşmaları garip gelse de.. sonunu da beğendim velhasıl..

23 Mayıs 2008 Cuma

tarihin kıyısında..

dün mandalin hanımla birlikte Topkapı Sarayı'ndaki Sürre Alayı sergisini ziyaret etmeye niyetlenip yola düzüldük.. hareketsizlikten sanırım, azıcık dolaştık benim pilim bitti.. bir de nasıl sıcaktı dün, galiba henüz sıcak havaya da alıştıramadım kendimi, yorgunluk hissi verdi bana :)

müzeler haftasıymış ama yanımda öğenci kimliğim yada belgem olmadığı için işime yaramadı.. paso alma işini de bir türlü halledemediğimizden son zamanlarda öğrenciye yarayan şeylerden yararlanamıyorum.. heryerde kendini öğrenci gibi hissetmeye alışmış biri için farklı bir his!

Surre Alayını gezmiş, bilgimize bilgi eklemiş olduk bu vesileyle fakat, mandalinin de bahettiği üzere bu sergi bizi kesmedi :) daha hareketli, gösterişli bir sergi beklediğim için beklentilerimi karşılayamadı malesef.. yine de görülmesini şahsen tavsiye ederim.. gravürlerle, ruznâme\günlük\ hatıralardan yapılmış alıntılarla o hava verilmeye çalışılmış.. hatıra alıntılarından birinde belli başlı konaklama merkezleri ve oraya dair ziyaret edilebilecek evliya kabirleri verilmiş.. üsküdar-iznik-bilecik ve konya.. bu sırayla o kısımda geçen konaklama merkezleri.. evliyaların ismini aklımda tutamadım fakat konya'nın helvasının meşhur olduğu aklımda kalmış :))

ben içerde yasak olduğu için haliyle fotoğraf çekemedim ama kapıdan bir tane fotoğraf alabildim çok şükür..



sonra yorgun argın yürüyerek eminönü'ne indik.. yolda araba park edilmemesi için yapılan yuvarlak taşların uğur böceği şeklinde boyandığını gördüm.. hoş bir havası olmuş.. bence istanbul'un heryerindekiler bilimum böcek renklerinde boyanabilir :)

eve girmeden annemlere çok yakın "Barbaros" adında bir yer var, oraya girdim.. yoğurdu meşhur.. sanırım 84 yada 86 yıllık bir mazisi varmış.. ve İstanbul'da kaymaklı koyun yoğurdu satan tek yer olarak nam salmış.. sütlü tatlılar da satılıyor, çok leziz.. bazen oradan geçerken bir tavuk göğsü yer, öyle giderim.. bu seferki gidişimde meşhur koyun yoğurdundan aldım.. gerçekten harikulade bir tat.. hazır yoğurtlardan sıkılmış biri olarak şiddetle tavsiye ederim.. ekmeğe sürüp yenilecek kabilden bir güzelllik.. Barbaros'a girdiğiniz anda hemen eski İstanbul'a dair bir hava sizi sarıp sarmalar.. İstanbul'un özelliklerini ve güzelliklerini anlatan kimi kitaplarda da geçmekteymiş bu mekanın adı ve meşhur yoğurdu..

21 Mayıs 2008 Çarşamba

felaket geliyorum demez!

Annemlerin evinin üst katındaki komşunun borusu patlamış ve evlerini su basmış, pazar gecesi..
Üsta kattan damlaya damlaya bizim daire göl olmuş.. Bizden damlaya damlaya da alt katımız batak! gece herkes uyuduğu için farkeden de olmamış sabaha kadar.. Düşünmesi bile kabus gibi.. suyun 2kat aşarıya kadar inmesi de ilginç doğrusu...
ütü yapmaktan nefret ediyorum!

yaşlılık sendromu!

bu aralar herkeste kendini bi yaşlı gibi hissetme modası almış yürüyor.. buna ben de naçizane bir katkıda bulunmak istiyorum..
efendim 60 yaşını geçmiş, elinde ilaç poşetiyle gezen ninelere döndüm yahuu.. sabah akşam kaç çeşit ilaç içiyorum, krem sürüyorum, saatlerini de kaçırmamaya çalışıyorum...

ellerimde alerjik kabartılar çıkmıştı.. suya sabuna detejana dokunmamam gerekiyormuş.. eldiven kullanmam gerekiyormuş.. eldiveni de hiç sevmem, hissedemiyorum öyle, beni rahatsız ediyor.. doktor ilk görünce "ellerini çok sık yıkar mısın" dedi, takıntılı tiplerden sandı sanırım beni :) e ev hanımı olunca elin sudan çıkmıyor ki azizim :)

geçen gün cildiye doktoruna giderken, yerde yatan bir ceset gördüm, insanlar toplanmış etrafına.. üzerini örtmüşler.. baya meraklı bir milletiz böyle durumlarda.. neyse, giderken minibüsün şoförü "2 saatir burda hala kaldıramadılar" demişti, dönerken 3-3bçk saat olmuştu ve hala oradaydı.. sanırım bitmeyen prosedürler yüzünden..
Allah'ım sen koru böyle ölümlerden, güzel ve kolay bir ölüm nasib et!-amin-

19 Mayıs 2008 Pazartesi

bahçelerde kereviz, gel bize bazı bazı..

ilginç şeyler oluyor..
bir arkadaşımı samimi arkadaşlarından biri, bir çocukla görüştürmek için uzun süre çabalıyor.. neyse sonunda arkadaş teklifi kabul ediyor, ve çocukla görüşmeye gidiyor, ama yanında aralarını yapmaya çalışan kızla birlikte.. aracı hanım da bir süs bir püs.. konuşurlarken de yanlarında..

sonuç mu: aracıyla beyfendi orda birbirlerini beğenip sonrasında sözleniyorlar..

ne denilebilir ki.. sadece sinir olunur!!

uzun bir aradan sonra..

hatırla sevigili dizisini takip etmeye çalışıyorum.. çok fazla yanlı bulurdum ki,nuriye akman da bayan senaristiyle röportaj yapmış..
"Hatırla Sevgili'de biraz fazla taraf olmadınız mı?
Tarafsız olmaya çalışıyorum. Kendimi paralıyorum. Bütün görüşlere yer vermeye çalışıyorum. Geriye çekilip tepeden bakmaya çalışıyorum. Ama mümkün değil ki, ben bir tarafım. Amcam da dayım da İşçi Partisi üyesiydi. Onlarla aynı fikirde bir babanın çocuğu olarak benim çocukluğumdan beri bir görüşüm vardı. Diziye de bunu yansıttım tabii."

izlerken insanı çileden çıkaran şeyler de oluyor, bu kadar mı iyiler gerçekten, bu kadar mı saf niyetliler bu kadar mı hoş görülüler, olamaz, diyorsun; ama merak işte..
"Hatırla Sevgili'nin sonuçlarından biri de Deniz Gezmiş'in Che Guevara gibi bir pop ikonu haline gelmesi oldu. Deniz Baykal bunca yıl sonra, Deniz Gezmiş'i andı.
Başka şeyler de oluyor. 6 Mayıs'ta Ankara'daydım. Deniz'leri anma törenindeydim. Kabristanda inanılmaz bir kalabalık vardı. Ve bu sene böyle olduğunu söylediler.
Orada liseli gençler çoktu. Onlar için kahraman eksikliği varmış meğer. Pop ikonu bile zayıf bizde. Şimdi bir şey çıktı karşılarına ve ona tutundular. Mesela Deniz Gezmiş rolünü oynayan arkadaşımız Barış da oradaydı. Onu Deniz Gezmiş zannediyorlardı. Resim çektirenler, anneler babalar. Gençler. Kıyamet koptu. Bir panele katıldık. Panel inanılmaz kalabalık oldu. "


***
geçen hafta epey zorlu geçti.. "ubeydullah b. ömer" hakkındaki makale epey zorladı beni ama sonucuna yani aldığım nota da değdi doğrusu.. sanırım bu makale yazma işi olmasa bu seneyi İSAM'a uğramadan geçirecekmişim :) Allah razı olsun İsmail Hoca'dan.. yaparken zor gelse de, sayesinde öğreniyoruz bir şeyler..

bu arada Ubeydullah b. Ömer hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse: kendisi Hz. Ömer'in oğlu olup Hz. Ömer şehid edildikten sonra babasının katili ve katil zanlılarını, bi rivayete göre katil Ebu Lü'Lüe'nin masum olan karısıyla kızını da öldürmüş.. zanlılardan biri, Hürmüzan müslüman olduğu için hakkında kısas uygulanması gibi bir durum söz konusu oluyor.. muhacirlerden bir kısmı araya girince Hz. Osman kısastan vaz geçip beytü'l-mal'den diyetini ödeyerek salıveriyor, kendisini.. Hz.ALi'nin halifeliğinde ise kısas uygulanacağı korkusuyla Muaviye'nin tarafında yer alıyor.. sonuç: kısastan kaçıyor fakat savaşta öldürülüyor.. ölüm öyle yada böyle kaçınılmaz..

***


dün tepeören'deydik.. çocuklar gibi şendik :) bol bol çiçek böcek fotoğrafı çektim; çekindik.. toprak insana huzur veriyor cidden.. yalın ayak çimlere basmak çok güzel bir his..
herkes hasta olunca köfte yoğurma işi de bana kaldı haliyle.. ben de öyle köfte yapmasını bilen bir insan değilim ki, sert mi yumuşak mı, daha yağ koymak su eklemek gerekir mi bileyim.. malzemeleri rast gele koyuyorum, göz kararsız bir şekilde.. geçen sefer yuvarlarken, "aa buna biraz daha su gerekiyor" demişlerdi :) sürekli tarife bakarak yapan birinin elinden bu kadarı geliyor.. Allahtan tarif siteleri var yani..

***
geçen cuma esra'nın evine gittik.. temmuz'un 16sında evleniyor nasipse.. dayayıp döşemişler bi eksikleri kalmamış.. kocaman kütüphaneleri var, çok güzel.. e iki ilahiyatçı olunca kütüphane de haliyle fazlaca geniş oluyor.. Özlem'in dediğine göre aynı kitaptan 4 tane bile varmış :))

***
...
ödevler yüzünden epeydir yazamayınca birikiyor haliyle ama insan unutuyor da bazı şeyleri..
neyse sonra devam inş..

8 Mayıs 2008 Perşembe

bir cennet, bir pangasus, 3 de japon

farkettim de balıklarımdan bahsetmeyeli epey olmuş :)
son tahlilde 5 tane kaldılar.. kimi sessiz sedasız, kimi çırpınarak göçtü gitti.. kim mantar hastası oldu, kimi stresten öldü.. zor işmiş balık beslemek, vesselam.. koca akvaryumda barınamadı bizimkiler, bir arkadaşım minicik fanusta 2 buçuk yıl baktı..
mantar hastası olana diğerleri saldırıyordu.. zavallıcık kaçacağım diye uğraşıp dururdu.. niye saldırıyorlar diye düşünürken, diğer balıkların mantarlı balığın üstündeki bakteriler için saldırdıklarını öğrendik, akvaryumcudan.. insan üzülüyor, üzülüyor, elinden bir şey gelmiyor..
şimdi elimizde tek kalan pengasus da bir köşeyi belledi oradan ayrılmıyor bi türlü.. eski akvaryumun altını üstüne getirirdi oysa.. Allah gecinden versin ne diyeyim.. Alışmaya mı başladım, ne!

ek:ne çok hata yapmışım gece gece hızlıca yazacağım derken, sonradan okuyunca farkettim, halbuki başkalarında yanlış yazılmış kelimeler görmek beni hep rahatsız etmiştir :)

7 Mayıs 2008 Çarşamba

hergün aşûre için

bu doktor ötkerin aşuresi güzelmiş cidden lezzet olarak ama keşke benim gibi çok karışık nevaleli sevmeyenler için de bi çeşidi olsa.. üzüm ve portakal kabuğu tanelerinden hiç hoşlanmıyorum.. bir de pişince yumuşak hale gelen meyvelerden..

iki ileri bir geri.. mehter takımı gibi.

bu pazar yine güzel bir gündü.. fethi paşada koşmaya\yürümeye\spor hareketlerine başladık.. inşallah devamı gelir.. yalnız gelgelelim bir saate yakın yaptığımız hareket sonucu yaktığımız enerjiyi sanırım açık büfe kahvaltıyla fazlasıyla geri almışızdır.. açık büfeden uzak durmalı..

sırnaşık kedileri sevmiyorum.. hatta galiba kedileri pek sevmiyorum.. pazar gecesi çınaraltındaki kedi hiç rahat vermedi yani.. patates kızartması yiyen bir kedi gördüm ilk defa onun sayesinde.. neyse biri onu durdursun!

dün spor ayakkabı arayıp durdum hayatiye.. hediye almak için ama, zevklerimiz uyuşmuyor malesef, alamadım.. hani çok çok beğendiğim bişey bulsaydım alacaktım ama arafta kalan bir hediye olsun da istemedim.. hediye almak zor iş.. bişeyi birine yakıştırıp alırsın, hediyeyi alan kişinin yüzünde beğenmemezlik ifadesi olmaz mı, acaip can sıkan bir şeydir.. moralin alt üst olur, bir daha hediye almak istemesen de bazen elin mahkumdur.. bir kere daha başıma gelmişti.. nezaketen koyduğumuz değiştirme kartıyla arkadaşın hediyeyi değiştirmeye kalkışması ve sonuç olarak tam gönlüne göre bişey bulamayıp değiştirememesine de üzülmüştüm.. bir daha birileri adına toplu hediye almaya da yanaşmadım zaten...

nedeyse bütün gününü bana, yorgunluğu göze alarak benimle dolaşmaya ayıran kekike burdan teşekkür ederim.. hmm bu arada "yorgunluğun adına gezme demişler" dedi mandalin ve son noktayı koymuş oldu böylece :p

dün dikkatsiziliğim yüzünden neredeyse kaza yapıyordum.. Allah korudu.. dün epey yorulduğum için mi bilmem.. aslında bir kaç saat öncesinde annem uyarmıştı bi konuda ve "ne zaman öleceğimiz belli değil" demişti.. ona binaen bir uyarı mıydı Allah'tan nedir.. bi de serçe parmağım kapıya sıkıştı.. nasıl bir acıdır o YaRabbim!!

1 Mayıs 2008 Perşembe


bu kargacık burgacık yazıları okumak öyle zor geliyor ki.. 3 numaralı mühimme defterini okuyoruz.. harfler birbirine girmiş durumda. dal harfi vav'a, nun fayda hocanın tabiriyle toparlak te'ye benzer vb., harflerin dişleri zaten yok.. cümlelerin sonu gelmek bilmez..
envâı' mesâî'i cemile zuhura getirip kimesnelerle hem hal olmayıp ahde mugayir vaz' sadr olunmadan fikr-ü firasetden uzak südde-i saadetimde oturup çalışmaya hazer itmeliyim, eyyam boyunca..
işte durum böyleyken böyle..