30 Nisan 2008 Çarşamba

gönül meselesi

İmam Mâlik' ten şöyle rivayet edilmiştir:
Hz. Ebu Bekir'e küfr edene değnek vurulur, Hz. Âişe'ye söven ise öldürülür.
Kendisine, «Niçin babasına sövüldüğü zaman o icmaen daha faziletli olduğu halde sövene değnek vuruluyor da, Hz. Âişe'ye söven öldürülüyor?» denildiği zaman şöyle demiştir:
«Hz. Âişe'nin beraeti Kur'an-ı Kerim ile sabittir. Ona iftira eden Kur'an-ı Kerîm'e muhalefet etmiştir. Onun beraeti hakkındaki ayet-i celile şöyledir: «Eğer siz iman eden kimselerseniz böyle bir şeye hayatta bulunduğunuz müddetçe bir daha dönmenizi Allah haram kılıyor.» (Nur: 17)

***
CHP Denizli İl Başkanı Ali Kavak, Denizli Vali Yardımcısı Mustafa Güney'in "Dünya, Hazreti Muhammed gibi bir lider istiyor" sözüne istinaden "Atatürk gibi bir lider varken peygamber gibi lider bekliyorlar" dedi.

28 Nisan 2008 Pazartesi

Hüznün Lalesidir Dünya...


İnler Pervane Dönerek

şehzade nûn aşkıyla ağlıyormuş intizâr
erbâbın renklerinde uşşâkın isyanı var
vuslat inkılabıyla uyandırdı ruhu râst
ismin âhımla açar, nigâhımla şarkılar

sabâda kâküllenen ocak esrârı yıkar
çiçeklenir lâcivert ismin, ummana çıkar
çoğalır umman ile letâfet çeşmeleri
yeşerince erguvan onurum kabre sızar

tedâiler üzgünse, oyada lâledir kalp
üslûp aynada gezer; titrer neyde ıztırap
ıtrî nevâda tambur, gül atar üstümüze
karargâhında leylak olunca ümmî türâp

hüzzâmla kanatlanır ümîdimin elleri
lekesiz pervâneler yıkar ihtilâlleri
âhımla açar ismin; yanar puslu lâmbalar
ebedî ülfetimi kuşanır hayalleri

Nurullah Genç

26 Nisan 2008 Cumartesi

ağladıktan sonra gülene ne mutlu

"islam dünyasında ilk zihniyet sapması: emeviler döneminde otoritenin dünyevileştirilmesi" başlıklı sunumum salı günü bitmedi.. dersin sonunda çok meraklıymışım gibi "haftaya devam ediyoruz o halde hocam" dedim.. demez olaydım.. hoca demez mi: olur, iyi olur, önemli bir konu zaten, haftaya da sen devam et madem, diye.. meğer ben sesimi çıkarmasaymışım yarım da olsa öyle kalacakmış.. ilk derslere pek devam etmemiş olmamın sonucu bu da.. bi de aynı gün sınavım var.. tekrar göz atmam gerekecek konuya.. nasîbuke yusîbuke.. neyse..

dün flickr dostlarından dest-yar namı diğer turuncu ve sîracla buluştuk, kekik ve mandalinanın da birlikteliğiyle.. şaka maka zaman su gibi akıp geçmiş.. nasıl akşam altı buçuk yedi oldu anlayamadık.. bir buçuk ay sonra turuncunun istanbula gelişiyle tekrar buluşalım diye sözleştik, nasipse inşAllah.. hafta sonu olsaydı daha kalabalık bir buluşu olacakmış ama böyle daha samimi ve sıcak bir ortam oldu.. fethipaşa beyaz köşk'de başlayan muhabbet eski devran yeni boğaziçi yada boğaz cafe'de devam etti.. ne kadar çok üşüyen bir insan olduğumu bir kez daha farkettim.. çok sıcak, yandık, bunaldık derken millet ben üşüyordum, ince de giyinmediğim halde.. en çok hayıflandığım şey ise fotoğfraf makinesini taşımaya üşenmem oldu tabi.. bu arada mandalinanın abisi yeni makina alıyormuş, ona.. e burdan da hayırlı olsun diim, eşeciğine :p

dün kekikle bi muhabbet döndürdük ve burdan neredeyse ayda bir buluştuğumuz ortaya çıktı tabi.. daha sık ziyarete bekleriz efem, biraz bize de vakit ayır lüffen ;)

akşam hayatiyle bağlabaşı'ndabuluştuk.. e o kadar saat dışarıda gezince yemek falan yoktu evde tabi :) capitole gittik önce ama turlayıp turlayıp ortak olarak canımızın istediği bişey olmayınca kalkıp natilius'ta aldık soluğu.. ve gün bitti, yorgun ama mutlu!

24 Nisan 2008 Perşembe

cevaplasana

bi tutukluk oldu ben de.. yazmak gelmiyor içimden...
istiyorum da yazamıyorum, öyle bişey..

canım sıkılıyor...

20 Nisan 2008 Pazar

utangaç bahar çiçeği: erguvan

dilruba'da; fethipaşa'daki dilruba'da güzel bir kahvaltıyla başladı gün.. sonrasında yürüyüş.. ama o kadar çabuk yoruluyorum ki.. şöyle enerji depolayan bi iğne-ilaç vs. bişey olsa, tek seferde.. uzuun uzun yürüyüşler yapmak isterdim.. hevesle başlıyorum yürümeye ama kısa bir süre sonra hevesim kursağımda kalıyorum..

heryerde erguvanlar açmış.. insanın içini kıpır kıpır ediyor.. prof. süheyl ünver 1966 yılında, mayıs ayının ismini erguvan ayı olarak değiştirmeyi teklif etmiş; istanbul boğazının adını da erguvan boğazı olarak değiştirmeyi..
"Bugün ben bir güzel gördüm, hilal kaşı keman olmuş,
Dili bülbül saçı sümbül, yanağı erguvan olmuş" Gevheri..
görmedim, duymadım bilmiyorum ama bursa'da her yıl erguvan bayramı yapılırmış..

falan filan.. erguvan üzerine söylenecekk çok şey var ama şimdilik sabrım bu kadarına yetiyor.. devamı belki sonra.. nasip..

17 Nisan 2008 Perşembe

yeşil kısmet

dün öğleden sonra anneme gittim. giderken beşiktaş'ta eski yeşil otobüslerden birine bindim. klima yapmışlar bu otobüslere de.. o kadar hızlı çalışıyordu ki, ayaktaydım bi de, alnıma doğru püfür püfür.. ayaktaysan klimanın deliklerinden kaçacak mekan da yok, birbirine çok yakın yapmışlar.. başıma bir ağrı saplandı, gözlerim yaşarmaya başladı.. kaş yapayım derken göz çıkarmak buna denir herhalde.. yolun sonuna doğru biri kalktı, kendimi onun yerine attım resmen.. kızın biri sinir oldu ama napiim, önce ben binmiştim :p diye avutmaya çalıştım kendimi..

lale mevsimini kaçırdım, ona üzülüyorum.. güzel lale fotoları çekmeyi hayal ediyordum oysa, kısmet değilmiş..

15 Nisan 2008 Salı

derste yokum!

cumartesi günü kv.lere giderken kadıköyden bineceğim minibüse doğru yürürken, orada minibüsleri idare eden bi adam var, bu değil bu değil dedi bana bakarak.. şaşırdım ne diyo bu adam diye ama yöneldim tam binmek için, adam arkamdan "her zaman bindiğin işte bu, ama yine de bööyyle (ilginç bi surat ifadesiyle birlikte) afalladın " demez mi gülerek.. şaştım kaldım, yoo falan deyip geçtim suni bi gülümsemeyle ama, hepi topu üç yada dördüncü kez binmişimdir belli aralıklarla, ve ilk seferde sormuştum o kalabalığın içinde, şurdan geçer mi diye, nerden hatırladı beni ki.. böyle hemen samimi olmaya çalışan insanlara sinir oluyorum.. iki kere arabanıza bindik, bi kere sizden bişey aldık vs. diye hemen samimi mi olacağız!!

bi de üsküdar-kadıköy minibüsleri çok pahalı yahu.. indi bindi için 1 buçuk alıyorlar.. kadıköyden bindiğimle 20 dakika gidiyorum 1.400'e..

minibüsleri sevmiyorum orası da ayrı.. ama oturabildiğim için rahat geliyor bazen.. minibüs olayına da şu son birkaç ayda şule sayesinde alıştım :) burdan kendisine de selam ederim ayrıca :))

neyse, bindim minibüse.. biraz ileri de çevirdi polisler, kimlikleri topladılar, kontrol varmış..ya kimliğim yanımda olmasaydı.. kimlikleri topladıktan sonra polis amca inerken şoföre kapıyı kapat dedi, kaçacak mıyız nedir.. önümde iki yaşlı ama bakımlı hatun konuşuyor.. biri amerikadan yeni gelmiş, hep kışlıklarını getirmişmiş, oysa burda havalar çok sıcakmış :p.. teyzelerden biri şöyle bir bakındı, bu minibüste terörist tipinde insan yok ki dedi, gülüştü millet :) amerikalı hanım konuşmasının bir yerinde:" ben ona söyledim, öbür tarafa kul hakkıyla gitme, ver gitsin dedim" dedi.. böyle sözleri öyle insanlardan duymak tuhaf geliyor nedense.. bi komşumuz vardı, tatilini kıbrısta geçiren, saç baş kaş göz boyalı, bilimum sabah programlarına hiç üşenmeden giden biri.. ama 5 vakit namazını da kılardı.. parayla imanın kimde olduğu bilinmez derler, aynen öyle..

:)meraklısına: balıklarımızın bir kısmı beyazbenek hastalığına yakalandı, balık biti de deniyormuş... o kadar komik görünüyorlardı ki, su çiçeği geçiren çocuklar gibilerdi.. ilaç verdik de neyse biraz düzeldiler..

dün üç tene sınavı nasıl atlattım bir ben bilirim.. üçüncü sınavda belki bir kaç kelam daha edebilirdim ama o kadar bunalmıştım ki, yazmadan verdim.. dağlar gibi ödevler beni bekliyor.. makale yazılacak, katip çelebinin fezlekesi okunacak, haftaya ismail hocanın dersinin kitabından bir bölüm okunup anlatılacak, divani yazı okunabilir hale gelinecek.............

11 Nisan 2008 Cuma

böyle bir arabam olsa...

binsem gitsem kaf dağının ardına...

mavi gök orda mı!

9 Nisan 2008 Çarşamba

ekosistem

kötü bir akşamdı dün.. önce insanı erkeklerden soğutacak kadar vahşice çekilmiş bir film izledim, yani tamamlayamadım yarıda kestim.. beyazperdede filme 4.1 puan vermişler..
sonra iki melek balığımız birden ölmüş.. anlamadık neden.. akvuryumun dibinde otların arkasına saklanıp ölmüşler.. incecik balıklar, almak çok zahmetli oldu.. neyse..
sonra benim filmden kaçtığım sırada akvaryumun yanında oturmuş oyalanırken, bir balığımızın intiharına şahit oldum.. akvaryumdan atladı dışarı.. ölmeden yakalayıp attık içine ama kuyruğu kanlanmış.. umarım yaşamaya devam eder..
sabah da bir diğer, çok sevdiğim alaca bir japon vardı, onun öldüğünü gördüm.. çok mu kalabalık oldu akvaryum.. neden böyle oluyor anlamadım.. bi de balık dediğin ölünce suyun üstüne çıkar niye bunlar dibe çöktüler ki.. sanırım çok karışık bi akvaryum oluşturduk.. bir arada yaşayamıyorlar.. bakalım diğerleri ne kadar dayanabilecek...

milletin bebeğiyle yaşadıklarını yazdıkları bloga çevirdim ben de burayı.. blogbalık oldu burası..

iki gündür iki sınavım vardı.. geçti gittiler de haftaya pzts. üç tane birden olacak, arka arkaya.. şimdiden gönlüm yorulmuş hissediyorum.. çalışsam bu kadar gönül yorgunluğu yerine ancak kafa yorgunluğu çekerim herhalde..
babamın sesi kulaklarımda: " çalış yavrum çalışş.."

dün ferahfezanın gecikmiş doğum günü için 6 samimi arkadaş bir aradaydık.. ve 7. olarak bir hocamız da katılıp bir türlü ayrılmak bilmeyince bi katakulleyle okuldan ayrıldık ama umarım hocayı üzmemişdir, söylediklerimizi duyurarak :) klasik mekan olimpiada etrafa mısır saçıp çay içtik.. sahibi arkamızdan epey söylenmiş olsa gerek..

7 Nisan 2008 Pazartesi

"tamamen duygusal"

pazar günü annemlerden dönerken, siyah japonumuz yalnız kalmasın, yalnızlık Allah'a mahsus deyu bir japon daha almak için Fatih'teki hayvan mağazasına girdik. şu balık çok güzelmiş, bu balığın rengi harika falan derken, elimizde koca bir akvaryum ile 10 adet farklı nevilerde balık, mağazadan çıktık :-)
2şer tane pengasus- cennet balığı- melek balığı ve 5 adet de japonumuz var artık.. Allah hayırlı uzun ömür nasip etsin inşAllah (sütten ağzı yanmış ama yanmamış gibi davranan gülümseme :p)
bir daha herhangi bir hayvan istemiyorum, tek kalanı da başkasına verelim derken bi akvaryum dolusu balıkla baş edebilecek miyim, Allahu alem...

3 Nisan 2008 Perşembe

adsız-dı.. yada turuncu..


öldü, ölüyor, ölecek derken.. sonunda oldu.. zavallıcık çok eziyet çekti,günlerce.. dün akşam da saatlerce can çekişti.. sabah baktık ölmüş cidden, ama korkunç bir şekilde.. bir tarafı şişiyordu, o taraf patlamış, bağırsakları dışarıda :(
insan üzülüyor, ne de olsa can.. canlı.. kanlı.. idi...

1 Nisan 2008 Salı

bendekiizler:)

son lejyon\last legion: cüniit abi filmleri tadında.. bir vuruşta beş aslan anlayışında.. hafiften aşk filmi kıvamında.. sezar öldü yaşasın yeni sezar!
hele ki o sezar, o çocuk sezar, boyundan büyük laflar eden, dersini iyi çalışmış havası verdiren sezarcık yok muu...

son tahlilde: hiç beğenmedim.. malkoçoğlunu izleyip kendi abartılmış tarihimizle çaktırmadan koltuklarımız kabararak izlemek, sezar tarihinin ve askerlerinin abartılmış ihtişamını izlemekten iyidir, deneceğine eminim.



infamous: son zamanlarda homoları bi sevimli gösterme çabası var kii bir katkı da bu filmden kabîlinden.. sandra bullock'a kanmıştım oysa.. bütün filmde sigara içmekten başka bi icraatini göremedim.. hikaye nispeten etkileyici olsa da bazı sahneler mide bulandırıcı... aslında toby jones'un oynadığı rolü baştan sona izlemek için aynı şey söylenebilir..

son tahlilde: izleyen gözlere, akla, fikre ve harcanan vakte, üstüne verilen paraya yazık!



anestezi: namı diğer awake... fazlasıyla ürkütücü, benim açımdan tabi.. izledikten sonra narkozla ameliyat olma fikri tam bir kabus haline gelebilir...
gerçeklerden bahsediyor zira..
ayrıca, tek bir doktora bağlı kalmama bir kaç doktora mutlaka görünme ihtiyacı hissettiriyor film.. en yakın ahbabın bile olsa...
son tahlilde: izlenmeye değer!! gelgelelim ameliyat olma aşamasında olanların izlememesi de şiddetle tavsiye olunur! ;)