21 Nisan 2009 Salı

arı vız vız vız

bu aralar günlerim karışmış durumda.. uzun süre evde olmamın etkisi mi, yoksa çok değişik bir şey olmadan geçen hayatın getirisi mi bilemiyorum.. zaten unutkanım orası ayrı, ama sabah kalktığımda bugün salı mıydı acaba yoksa çarşamba mı diye sorarken buluyorum kendimi.. hayrolsun..
***
armutlu'ya giderken hava fevkalade güzeldi.. fakat giderken arabada açılan klimanın etkisiyle birlikte armutlu'nun aşırı rüzgarlı havası ve benim heveskar ayrıca da sıcağı sevmediği için-ki sıcaktan bunalınca burnumun ucu kaşınır:)- kalın giyinmeyi bir türlü öğrenemeyen tabiatım sayesinde tatil dönüşü yorgan-döşek hasta oldum malesef.. bunun dışında yine de dolu dolu geçen günlerime-hamdolsun- değdi sayılır..
genel anlamda bakıldığında armutlu sıkılmadan vakit geçirilebilecek bir mekanmış.. çok fazla aktivitesi var çünkü.. deniz ve kaydıraklarıyla eğlenceli hale getirilmiş havuzu saymazsak hamam atraksiyonları(kaplıca-türk hamamı-fin hamamı-sauna vs.), lunapark-fazla oyuncak yok içinde ama benim gibi gondolla nefis körleyecek kadar-, go-kart, bisiklet kiralama, beleş sinema, küçük alışveriş merkezi, dağ motoru, oyun salonu+internetcafe, konferanslar, yatla mudanya gibi yerlere turlar vesaire.. gelgelelim bu kadar atraksiyon yalnız isen hiç çekilmiyor elbette.. pazartesi sabahı hayati döndüğü ve o gün benimle keyfince takılacak arkadaşım da olmadığı için sabahki havuz seansı hariç biraz sıkıcı geçti.. ancak ev ahalisiyle lafladım bütün gün :) geçirdiğim 2bçk günlük süre zarfında hava öğleden sonraları kapalı olduğu için hayal ettiğim gibi fotoğraflar çekemedim.. özellikle gidiş yolu üzerindeki zeytin ağaçlarının altının sapsarı çiçeklerle bezenmiş halini fotoğraflayabilmeyi çok isterdim.. öyle güzel görünüyorlardı ki.. insanın diline " bahar geldi çiçek açtı, arılar hep dolaştı, arı vız vız vız.." şarkısı dolanmamsı imkansız ;)

dönüş yoluna salı günü öğleninde çıktık.. iznik üzerinden sakarya'ya ordan istanbul'a geçtik.. sakarya'da "küçük evim" diye bir mekanda yemek yedik.. çökertme kebabını çok beğendim.. bilmiyorum aç olduğum için mi, yada sarımsaklı yoğurtlu olduğu için mi.. incecik doğranmış ve sarımsaklı yoğurtla servis edilen patates kızartmasının üzerine kuzu yada dana kavurmadan müteşekkil bir yemek.. ayrıca restoranın hem iç hem dış dekorasyonu gerçekten hoştu.. özellikle de bebekler için orjinal mama sandalyeleri :)

18 Nisan 2009 Cumartesi

nasip ve nasipsizlik


**türkan saylan'ın bilimsel bir sempozyum için cidde'ye gittiğinde yaptığı umrenin hatırası imiş :) yıl 1983..

iyiki, saylan hanfendi ve kendine bağlı zevatı, ailesinde türbanlı olanlara burs vermemişler.. verip de kendileri için güdümlü, deve kuşu gibi insanlar yetiştirseydiler bir de..

zaten etraf fazlasıyla beyni alınmış gibi düşünme yetisinden mahrum, gerçekleri göremeyecek kadar bön, şartlandığından başkasını algılayamayan insancıklarla dolu..

mazallah, mazallah!!


17 Nisan 2009 Cuma

af Allah'ım affff......

sanırım, bir kaç telefon görüşmesini saymazsak, blog yazmaya niyetliydim ama sabahtan beri blog okuyorum.. linki olanlar ve bildiğim birkaçı hariç pek sağda solda dolaşmazken, bugün aşırı derecede sarmış durumdayım.. beynim sulanmış, gözlerim şaşılaşmış, ayakta duramayacak hale gelmiş olmalıyım.. pazartesiden beri süre gelen hastalığımın dinlenme evresini de böyle boş boş geçirmiş olmanın verdiği huzursuluğu da eklemeli.. ah hep o mandalinin yüzünden.. dün şurda şu var, bu blogda bu var diye bahsedince... :p

armutlu tatilimden ve devamını getirmeye niyetlendiğim şeylerden söz etmeye niyetliyken..
şifayı kapıp döndüğümün resmidir, şu yazı..

11 Nisan 2009 Cumartesi

yolcudur abbas, bağlasan durmaz

taze sıkılmış portakal suyum ve dünden kalan peynirli böreğimle kahvaltımı -henüz ki saat 12:15- yaparken bir taraftan da "armutlu" yolcusu olarak yola çıkmadan son postumu yazma telaşındayım.. zira haytiyle pendik'te buluşacağız.. burdan pendik'e fotoğraf çeke çeke ağır ağır gitmek istediğim için acelem bundan.. hava çok güzel, günü değerlendirmek istiyorum, innşallah :)

dün kartal'dan lise arkadaşlarım geldi, 2si hariç diğerleri ilk defa.. (Allah razı olsun bütün gün sağ kolum olan) mandalin de mevcuttu.. hariçten gazel okuyamadıkları için bekarlar evlilerin muhabbetinden, çocuksuzlar çocukluların muhabbetinden sıkılır genelde.. hele bir yeni anne adayı varsa, bir kere de herşeyi öğrenmek ister sanki.. görmüş geçirmiş olanlar uzuunn uzun fikirler verir, anılarını anlatır.. ve bu muhabbet döngüsü böylece sürer gider.. kimlerin en çok konuştuğunu- her konuda bir fikri olduğunu kimlerin de ekseriyetle hatta soru sorulmadıkça dinlemede kaldığını söylememe gerek yok sanırım :) daha sık görüşelim her buluşmada söylenir.. fakat ayrılındığı andan itibaren herkes kendi meşgalesine bir dalar ki, bir daha görüşene kadar aradan yılların geçtiği vakidir :)

bu hafta tez açısından çok verimsiz geçirdim.. evdeki hesaba bakarsam geçen hafta sonu, neredeyse 2 hafta içinde bitiriyordum, okumaları.. geçiniz..

bir kaç gün sonra geri dönersem inşallah, fotolarla anılar buluşması gerçekleştirip, geçmişte yazmaya niyetlenip her seferinde üşengeçlikten tamamlayamadığım yazılarımı da tamamlamak istiyorum artık..

bu fotoğraf da pazar'ın içinden geçtiğim bir sırada beni gazeteci zannedip "abla gazeteci misin? beni de mallarımla çeker misin?" suali karşısında çekilmiş bir poz.. ünlü olmaya ne meraklı milletiz ama :)

7 Nisan 2009 Salı

bilen varsa beri gelsin

erdem;

dedikodunu ettirmeyecek şekilde yaşamaya mı çalışmaktır ??

"milletin ağzı torba değil büzesin" deyip,
dedikoduculara kulaklarını tıkayarak yaşamaya mı çalışmaktır??

3 Nisan 2009 Cuma

"nisyan ile ma'lül hafızam hatırlasın diye yazıyorum, bazen de yazarmış gibi yapıyorum"

sık sık unutkanlığımdan şikayet ederim.. artık iyice can sıkıcı bir hal almaya başladı, benim için..
mesela; mandaline bir sebepten dolayı sitem edeceğim ama konuyu hatırlayamadım punduna getirince benim de sana sitemim var ama sebebini hatırlamıyorum, dedim.. "ne zamandan?" diye sorup zaman belirtince kabahatini tahmin ettiği için sağolsun hatırlamam da yardımcı oldu:) işin asıl komik tarafı ise, benim şu an yine o meseleyi hatırlamıyor olmam!

korkuyorum... unutmak istemediğim şeyleri zamanla unutup gitmekten korkuyorum.. yaşanmış güzel günleri, güzel şeyleri hiç unutmamak, en ufak detayına kadar hatırlayabilmek istiyorum..
insan, kelimesinin anlamı "unutkan" demekse, sanırım ben fazlasıyla insanım:D
"bazen unutmayı bilmeliyiz" dedi hayati, bugün.. daha ne kadar unutkan olabilirim ki :))
ama kabul etmeliyim ki yapılan esaslı kötülükleri de kolay kolay da unutmam.. unutmak istedikçe üşüşür zihnime..
***
hicri takvimde hangi günde olduğumuz merakımı mucib olduğu için açtığım diyanetin sayfasında aradığımı bulamadım fakat sayfadaki ayet ve hadis hoşuma gitti:
"Sabrederek ve namaz kılarak (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir." Bakara, 2/45
"Allah'ım! Bana kendi sevgini ve Senin yanında sevgisi bana fayda verecek kimsenin sevgisini ver." Tirmizî, "Deavât", 73
-hicri takvim günleri ile ilgili bahsedeceğim, dikkatimi çeken mesele bir dahaki yazıda inşallah..

2 Nisan 2009 Perşembe

geldi deli efkarın içimi sardı

EFKAR
Hüzün kokar bazı akşamlar,
Rüzgara karışıp esmek isterim
Bulamam kederimin nedenini,
Ayaklarıma hükmeder duygularım.
Yürürüm,
Sonu gelmez sokaklarında şehrin,
Yıldızı mı ararım bulutların arasında.
Sonra,
Bir melodi ararım,
Ruhumu işlerim, ve hüznümü.
Kafamda notalar, notalarda ben.
Yürürüm,
Ne kaldırımlar biter,
Ne başıboş geceler.

Hüseyin GÜL