17 Şubat 2009 Salı

rahmet altında bir gezicik..

yazmaya üşenince haliyle pek çok şey birikyor. ondan mı şundan mı bahsedeyim derken kimi unutuluyor kimi kısaca geçiştiriliyor.. bugün mandalinlerde kahvaltıdaydım.. sohbetimiz esnasında konuların bloga yazılmış olması hasebiyle pek çok detayı hatırladığımıza, hatta hatırlayamadıklarımız için de "dur bakalım neymiş" deyişimize şahit olduk.. geçmişe dair herşeyi ânı ânına hatırlamak isterim, fakat malesef hafızam buna elverişli değil.. geçmişi net bir şekilde hatırlayanlara da hep hayran olmuşumdur..

bukadar girizgahtan sonra:

geçen pazar erken kalkmayı başarabilince blaog 'da görüp merakımı celbeden kandilliye düşürdük yolumuzu, hayati'yle.. gezmek için açıkçası çok keyifli bir gün değildi.. başta çiseleyen sonra hızını artıran yağmur eşlik etti, bize.. ve adım başı köpekler.. öyle ki bir tanesinden önce kaçmak sonra da kovalamak durumunda kaldık :)

ilk olarak sahile indik.. hayati fotoğraf çekerken ben denizin insanın içini ferahlatan kokusuyla birlikte dalgaların sesini, martıların sürü halinde denizin üzerine iniş-kalkışlarını izledim.. yağmurun altında uzun uzun bekleyişlerden sıkılmadan-üşenmeden balık tutan insanları seyrettim.. böyle yağmurlu zamanlarda hava almaya çıkmış yada piknik için yayılmış insanlar olmadığı için sahillerdeki sakinlik daha çok hoşuma gidiyor.. ki bu arada babamla-erkek kardeşimin bir yakınımızın ısrarıyla açıldıkları denizden hiç balık tutamadıkları için palamut satın alıp gelerek bizi kandırdıkları günü anımsadım.. tabi annem kandı mı bilmem de ben kanmıştım, daha küçüktüm de ondan :)

sahilde -sıcağı sıcağına yazsam hatırlayacağım- bir cafe var.. "suna abla" mıydı "suna'nın yeri" miydi, ki bambaşka bir isim de olabilir;) öyle bir cafede kahvaltı yapmaya niyetlenip yetersiz olabileceğini düşünüp vaz geçtik.. rotamız kandilli yokuşuydu.. tarihi dokusu korunmuş evler, belki o biçimde inşa edilmiş yenileri de olabilir, tarihi bir zaman diliminde dolaşıyormuş hissi veriyor, insana... tam benlik :)

yağmurdan mütevellit fazla fotoğraf çekemedik.. yol üstü, bir taraftan tarihi bir evi alıp içinde oturmanın hayalini kurarken diğer taraftan da restorasyonunun her santiminin tıpatıp aynı olması zorunluluğundan dolayı çok pahalıya mal olduğunu ve bunun ancak gerçekten hayal olarak kalabileceğini konuştuk.. yine de neden olmasın, Allah verir belki,inşallah demeyi ihmal etmedik ;) kulübemsi evlerde bile bir zerafet vardı.. kimi çiçeklerle, kimi oymalarla, kimi renklerle süslenmişti.. güzel olan da bir bakıma buydu aslında.. gidebildiğimiz son nokta çabuk yorulduğum için trt'nin "7 numara" dizisinin çekildiği ev olabildi ancak..

yokuşun çıkışı kadar inişi de zor.. zor zahmet indik, ve ben açlıktan bayılmadan önce dönüş yolu üzerindeki "alperenler" isimli yere uğradık.. yaz vakti bir kez daha gittiğimizde yediğimiz şeyler fena gelmemişti.. fakat bu seferde aldığımız yanmaktan kapkara olmuş bir tava içinde getirdikleri menemen tek kelimeyle berbattı.. diğer şeylerin sunumu da bir o kadar.. en azından kimseciklere orayı tavsiye etmem:) menemen deyince, "antiparantez;)" değil "antrparantez" fethipaşa'da yediğimiz çok güzeldi..

son söz: bahsedilebilecek daha çok detay çıkar, ama buna ne can dayanır ne canan.. şu küçük gezi sayesinde, önceleri kandilli deyince zihnimde deprem çağrışırken, şimdilerde kandilli bambaşka şeyler anımsatıyor.. yine yeniden güzel bir havada kandilliye gitmek, geçen seferde görmek nasip olmayan "namazgah"ı da görebilmek ve heryerini bol bol fotoğraflamak istiyorum.. inşallah



ve; şiirsiz olmaz:
GECE
Kandilli yüzerken uykularda,
Mehtabi sürükledik sularda.
Bir yoldu parildayan gümüşten
Gittik bahs açmadik dönüşten.
Hülya tepeler, hayal ağaclar...
Durgun suda dinlenen yamaçlar...
Mevsim sonu öyle bir zaman ki,
Gâip bir musikiydi sanki.
Gitmiş, kaybolmuşuz uzakta,
Rü`ya sona ermeden şafakta.
"yahya kemal beyatlı"

11 Şubat 2009 Çarşamba

biri beni durdursun :D

bir blog keşfettim.. bir sürü program, oyun, dizi, film, müzik vb. indirebilebiliyor, rapidsare vasıtasıyla... tabiiki bloga normal yollardan girmeye çalıştığınızda karşınıza "bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" yazısı çıkıyor.. ama demokrasi de çareler tabiiki tükenmiyor :) ben de siteden birsürü şeyle beraber, yûtup'a aracısız girebilme programı ve uzun zamandır aradığım bir müzik parçasını indirdim.. işte şu:

kiracı mısın derdin var :)

bizim ev sahibi kadar evini seven biri daha var mıdır bilmiyorum.. en ufak bir problemde -zorunlu olarak- danışmış olmak için 1 kez aradığınızda, geri dönüşüm olarak sonraki birkaç saat içinde takribi olarak 10 kere, sonraki bir hafta içinde de mütemadiyen evden-cepten aranma durumuyla karşı karşıya kalıyorsunuz.. gidişattan ve gelişattan sürekli haberdar olması için .. Allah'tan zırt pırt gelip evini kontrol eden cinsten değil!!!

az önce: -dün gece beni bir numara çaldırdı, acaba eşinizin 531li numarası var mı, bendeki numarasından da aradım ama açmadı, merak ettim.. diye sordu.. -hayır, dedim.. öyle bir numarası yok.. muhtemelen duymamıştır aradığınızı diye ekledim.. hayatinin bilerek açmaması ihtimalini de düşünürek :)

yine de iyi kadın.. bu konuda olmasa bile başka konularda çok düşüncelidir, kendileri..

5 Şubat 2009 Perşembe

israil'i boykot ederken..


hani şu boykot listeleri var ya..

keşke biri de çıkıp sevabına, boykottakiler harici bir liste yapsa.. hiç fena olmazdı hani..

alışverişte, ne almayacaktık diye düşüneceğimize ne almamız gerekiyorsa direk ona giderdik!!

biri sen niye yapmıyorsun diyecek olursa:
-e ben meşgul insanım canım :)






2 Şubat 2009 Pazartesi

duygulanıyor insan..


google translate

google'ın türkçe çeviri özelliği de çıkmış ya, fikriye'yi bir deneyeyim dedim.. çok komik ve absürt cümleler kurmuş, google.. e bol bol devrik cümle kurunca, haliyle sonuç böyle olmuş tabi :) cümlelerin üzerine tıklayınca aslına rücu etmekte.. merak edenler burdan buyrun..

cumartesi

günlük telaşeler arasında olan komik şeyler esnasında bazen, aklıma şunu da yazayım bunu da yazayım, hatta bunu şöyle ifade edeyim gibi cümleler gelirken ve ben o vakitlerde yazmaya üşenirken, blogun başına oturunca hiç birşey gelmiyor.. sadece anımsadığım bir kaç birşeyi "hadi sonra dönünce hatırlayayım" kabilinden sıralıyorum.. acaba aklıma gelenleri ses kaydına falan mı alsam ne yapsam :)

***

cumartesi günü flickrdan bazı arkadaşlarla çengelköy erbab'da buluştuk: turuncu, tûba, morkedi, rukal benim bulunduğum kısma iştirak edenlerdi.. erbab'a ilk defa gittim, güzelmiş.. fakat o da çınaraltı gibi dumanaltı bir mekan(mış).. kısa süre bile otursan insanın üstü başı sigara kokuyor.. çevremde sigara içen kimse olmadığı için sigara kokusuna karşı çok hassasım, çok rahatsız oluyorum.. kapalı mekana sigara yasağı gelemedi mi bir türlü acaba.. geldi diye biliyorum, pek çok yerde yasak-ceza levhasını görüyorum ama bazı yerler özel izinli mi yada yasağı mı uygulamıyor acaba?? bir keresinde garsona sorduğumda henüz "yasa çıkmadı-yasak gelmedi" kavlinden cümleler kurup beni mi kekledi, bilmiyorum tabi :)


neyse, kızlardan ayrıldıktan sonra taksim'e düşürdük yolumuzu.. genç siviller eylem yapacakmış, bir gidip onları da görelim dedik.. fakat eylem tünel tarafında olunca, o soğukta oraya kadar inmeye gücüm yetmedi tabbiki.. istiklalden aşağı doğru seyrederken bazı mağazaları dolaştık, benim isteğimle :) bazen hayati kendine göre bir mağazaya girer, ben de kendime göre.. söz gelimi o gün hayati "dnr" girmişti, ben de mango'ya.. ayıp olmayacağını bilsem mango'daki manzarayı fotoğraflamayı çok isterdim.. kıyafet raflarının bulunduğu duvara karşı boylu boyunca yanyana-sırt sırta sandalyeler dizmişler.. adamların hepsi onlara kurulmuş, hanımlar harıl harıl kıyafet seçmekte.. yanyana- sırt sırta kucaklarında poşetlerle birsürü adam o kadar komik görünüyorlardı ki, görülmeye değerdi doğrusu :)
***
ve bir kez daha özsüt kazandibinin yerini hiçbir yerinkinin tutmadığını anladım, üzülerek..
aslında özsütten yemek istemiyorum.. çünkü ürünlerine likör koyduğuna dair söylentiler vardı.. ben de nautilus'taki özsüt'e sormuştum ve görevli kadın "evet, eskiden vardı ama şimdi yok" cevabını vermişti.. yine de bir şüphe içimi kemiriyor..