11 Eylül 2009 Cuma

son tahlilde

mim olayının gözü çıkmış..
100 soruluk "mim" mi olur yahff :))

8 Eylül 2009 Salı

hey Yarabbim!

tam şu anda çok enteresan bir şey oldu..

b. Topa.loğlu hoca aradı beni ki kendisiyle hiç bir diyalogum da yoktur.. adımı söyledi, sen misin dedi.. evet dedim ama tabiiki kendisini telefonda tanımadım :) siz kimsiniz dedim, adını söyledi ve o anda şok şok.. 3 saniye içinde aklımdan bin türlü şey geçti:
-aha, kesin benim kaydım falan silindi, bir şey oldu.. sa.fa hoca da demişti, kaydını bir kontrol et diye de arayıp bir türlü ulaşamyınca o zaman, sonra da ihmal etmiştim..
-yok yok, tez hocam değişti.. onunla ilgili bir konu..
-hayır canım başka bir arkadaşla ilgili bir mesele vardır..
-derin!! arapça bilgimden istifade edecek değil a..
-yoksa kuzenle mi alakalı??
-vs. vs..
sonra hoca bana "nesefî" ile ilgili olan doktora tezimi kullanmak istediğini söyleyince içimden bir oh çektim.. çünkü benimle alakalı bir mesele değildi :) hocam o kişi ben değilim, ben yüksek lisans öğrencisiyim, dedim.. soyadımı da söyleyince, benimle ilgisi olmadığı netleşti.. hoca "ben de, öğrencim beni sesimden nasıl tanımaz diyorum" dedi :) meğer h.al.per hoca nasıl ulaştıysa o arkadaş yerine benim telefon numarama ulaşmış :)

7 Eylül 2009 Pazartesi

bir pazar da böyle geçti..

Geçen sene çok istediğim halde, Sultanahmet'e gitmek nasip olmamıştı..

Dün Kartal'ın iftarı ile ikisi arasında kalıp Sultanahmet'i tercih edip, düzüldük yola..




Kadıköy'e kadar arabayla gidip, Haydarpaşa'dan motorla Eminönü'ne geçtik.. Zira gidiş-dönüşlerdeki köprü trafiği işkencesi çekilmezdi.. Hava da güzel olduğu için bir şekilde bu fırsatı değerlendirdiğimiz iyi oldu.. Artık sonbahara girdiğimiz için, bir daha dışarı gezmesine güzel hava denk gelir mi, Allahualem.. Ki bugün de hava buralarda sabahtan akşama kapalı ve fakat çiselemekle yetinip şöyle şakır şakır yağamadı yağmur..


Eminönü'nde motordan inip tramvaya geçtik.. balık ekmek satılan yerlerde pişkin pişkin oruç yiyenleri görüp üzüldüm.. özellikle başı kapalı alenen yemek yiyenleri görünce daha çok üzülüyorum.. bir sebebin olabilir, ama herkes bilmek durumunda değil.. toplum olarak haya duygumuzu kaybedeli çok oldu da bir bayan olarak dindar olmanın en bariz özelliğini taşırken, "haya imandandır" hadis-i şerifini bu derece hiçe saymak, ancak Allah sonumuzu hayretsin dedirtir..

Tramvaydan saat 7 suları inince iftar için yer aramaya koyulduk.. günlerden Pazar olması sebebiyle de aşırı bir yoğunluk vardı.. Zor zahmet orucumuzu açacak yer bulduk, iftara dakikalar kala.. Menü aşağıdaki gibiydi.. Azar azar koymuşlar yemekleri, doymam gibi gelmişti ama bitermedim bile :) Oruçlu olunca insan çabuk tıkanıyor.. Vee akabinde ağır yumurta kokan waffle.. İftar sonrası namaz kılıp fuarı gezelim dedik fakat ne mümkün.. Caminin kapısına bile yaklaşamadık uzun bir süre..


Akşam namazı sonrası bir müddet daha fuarı gezdik.. M.Engin Noyan, Kanal7'de çıkan Döngeloğlu hoca ve daha başka bazı yazarların imza günüymüş.. Kiminin başı çok kalabalık, kimine gelen giden yoktu.. İlginç olan anlardan biri "ben bu kitapların yazarıyım, 2 tanesi 5 lira" diye yazarın birinin kitaplarını neredeyse standından atlatayacak şekilde satmaya çalışmasıydı.. Hayati Engin Noyan'dan imza alırken ben yayınevlerini dolaşmaya devam ettim.. Bu esnada Zafer yayınlarında Cüneyd Suavi'yi gördüm.. Artık yorulup fuarın tamamını dolaşamayacağımızı anlayınca, tam avludan çıkacağımız esnada hayatiye Cüneyd Suavi'yi gördüğümden bahsedince bir U dönüşüyle geri döndük.. Çünkü hayati Sakarya üniv.den tanıyormuş kendisini.. Mutlaka görüşmek istiyorum, dedi ve gittik yanına.. Maşallah çok çok hoş bir insan kendisi.. Bazı insanları eserleri, sesleri vb. ile tanıyıp sonra kendisini görünce nedense bir türlü kabullenemez, benimseyemezsiniz.. Mesela M.Emin.Ay, İbrahim Sadri öyle olmuştu benim için.. Fakat Cüneyd beyi görünce "Tamam, hayatın içinden o hikayeleri yazacak munis insan bu." dedim.


Kısa bir sohbet ve bizim için hayır dua-güzel dileklerinden sonra mandalinin "mahya fotosu çek" talimatı doğrultusunda Blue Mosque'un "edep nurdan bir taçtır" mahyasını çekmeye çalıştım.. malesef mandalinim pek beceremedim :( Ama Yeni Camii'nin "birlik rahmettir" yazılı mahyası daha hallice oldu, bakalım beğenecek misin :)



Dönüş yolunda Eminönü'ne yürüyerek indik, çok hafif çiseleyen yağmurla birlikte.. Yağmurda yürümeyi zaten severim, yorgun olmasaydık çok daha keyifli olurdu eminim.. saat 10 buçuk civarı eminönüne geldiğimizde Kadıköy iskelesinin kapandığını görüp teyy Karaköy'e de yürümemiz gerektiğini görünce, yol iyice gözümde büyüdü.. Bir heves motora da baktık ama nafile.. Tıngır mıngır köprüden geçerken Karaköy'e vapurun yanaşmaya başladığını gördük.. Bu sırada da arkamızdan da koşturanlar olunca, o heyecanla can geldi :) Koşar adım attık kendimizi ama vapura binince pert oldum haliyle..


künefecide kadayıf yapımı

Kısa günün karı aldığım kitaplar, rafa dizildiler.. İkisi şiir kitabı: Biri dîvan edebiyatından, diğeri Erdem Bayazıt'ın..

Çok isteyip bir türlü hiç bir kitabını okumadığım yazarlara kaydı gözüm, yine.. İskender Pala'nın son kitabını alsam mı diye düşündüm.. Ve yine yeniden, "sonra hepsini birden sırayla okurum" diye vazgeçtim.. Ertelemekte üstüme yok, bir yerden başlasam devamı gelecek ama can çıkar huy çıkmaz!

2 Eylül 2009 Çarşamba

sonra..




Çocuğunu asma köprüde sallayan
Bir annedir İstanbul
Ki onun
İçi süt dolu
Biberonudur Kızkulesi
Soğusun diye suya tutulan...

Sunay Akın


***


Doğum günümde kafamıza göre takılalım diye arabayla üsküdar'a, ordan vapurla beşiktaş'a, akabinde otobüsle ortaköy'e geçip orucumuzu açtıktan sonra dönüş yolu üzerinde beşiktaş starbucks'taki molada kahvelerimizi beklerken gözüme çarptı, bu fotoğraftaki dizelerin olduğu kağıt..


huhh.. ne uzun cümle kurmuşum :)


ne güzel bir gündü o gün.. güzel haberler almıştım..
ve ne güzel akşamdı o akşam.. güzel sözler duymuştum..
işte bunlar da yazının, arabesk güne dair arabesk cümleleri :)

hâsılı, vapurla karşıya geçmeyeli epey olmuş.. özlemişim.. çok yorulduk ama yorgunluğumuza değdi doğrusu.. aslında niyetimiz yıldız korusuydu ama ben çabucak halsiz kalınca koruda dolaşmayı gözüm almadı tabii..

fotoğraf makinemizi almayı unuttuğum için pek çekim de yapamadım, malesef.. cep telefonuyla hava kararmadan bir kaç tane çektim, hatıra kabilinden.. soldaki fotoda hayati, çıkarttığı bizim fotoğraflarımızdan birinin arkasını doldurmakla meşgul.. her durak, her farklı mekanda bir fotoğrafın arkasına yazılar yazdı.. bazılarına da ben karaladım birşeyler.. tarih attık, mekan bildirdik, olabildiğince net hatırlayalım o günü diye..
iftarı ortaköy'de nerde yapsak diye dolaşırken, köprünün ayağındaki "beltaş" bilindik, orda yapalım dedik.. yemekler tek kelimeyle berbattı.. hayatımın en kötü pilav üstü dönerini yemiş olmalıyım.. yanında getirdikleri patateslerin yağı çok ağır kokuyordu.. çorba desem, ayrı bir alem.. orası eskiden sanki "beltur" idi, yani belediyenindi diye hatırlıyorum ama yanlış da olabilir.. boğazın orta yerinde, denize sıfır, bir yanında köprü bir yanında ortaköy camii.. bu kadar güzel bir mekanda, bu kadar kötü sunum-berbat yemekler, çok üzücü..
sonuç, bütün aksiliklere rağmen özel-güzel-farklı bir gün oldu, çokk teşekkür ederim hayati :)

1 Eylül 2009 Salı

Ramazan ayının hayata getirdiği canlılığı çok seviyorum.. Davetler, iftarlar, hepp geçiştirilmeyen güzel yemekler.. çarşı-pazardaki canlılık-hareket-bereket.. sofra başında dakikalar sayılaraktan akşam ezanını beklemek ve orucu bir an önce bozma heyecanı.. olmazsa olmazlardan pide ve güllaç.. mukabeleler ve kiminin deyişiyle mukaveleler :)

Son günleri geldi mi Ramazan'ın, bayrama kavuşma sevinciyle birlikte toplum olarak bu şevki kaybedeceğimiz olmanın üzüntüsü de sarardı cidden.. halkın bütün tabakalarına hitab eden entel dantel televizyon kanalları bile azıcık da olsa hizaya gelir zira..

Ama bu Ramazan'ın bir an önce geçmesini istiyorum.. sıkılıyorum bazı şeylerden.. bir şeye canım sıkıldıysa artık herşey, her olay, her olan-olmayan, her söz, her davranış hatta her bakış batar bana.. buralar da miadını doldurdu.. eve de gitmek istemiyorum.. işi çok çünkü, yapacak-ilgilenecek gücüm takatım da yok..