17 Şubat 2012 Cuma

Bebekle Umre-İhtiyaçlar

Anılarımı tam olarak tamamlamadan bu yazıyı yazmamın sebebi, hemen her gün google'da "bebek ve umre" kelimelerinin bir arada aratılarak bu sebeple blogumu en az bir kaç kişinin ziyaret ediyor olması..
Demek ki bu niyette olan pek çok kişi var ve umrenin hızlı olduğu bu vakitlerde benim daha evvel yapmış olduğum gibi nette bir ön hazırlık yapıyorlar..

Bizim umremiz 8 günlük kısa bir umre olduğu için açıkçası yanımıza alma konusunda hiç bir şeyi abartmadım diyebilirim. Sonuçta acil bir durum olduğunda ihtiyaç olan herşeyi oradan bulabileceğimi düşünüyordum ki öyle de zaten. 

Umreye gittiğimiz sıralarda Z.Sare 7 buçuk aylık idi. Düşünüyorum da bebekle gidilecek en uygun vakit oymuş hakikaten. Çünkü henüz emeklemiyordu ama desteksiz rahatça oturabiliyordu. Yürüyen bir bebek olsa gerçekten çok zor olurdu. Öyle durumlarda çocukları kendilerine bağlıyorlar ama namazlar esnasında hiç huşû kalıyor mu bilmiyorum. Namaz kılarken çantamda bulunan tesbih, selpak, oyuncak, su şişesi-bardağı vs. gibi ıvır zıvırı döküyordum önüne oyalanıyordu. Daha büyük bir çocuk olsa oyalaması da zor olurdu eminim.

Mevsim baharın son demleri yani mayıs ayının ilk haftası düştük yollara. Aşırı yaz sıcakları olmamasına rağmen elbette Türkiye'ye göre gayet sıcak. Buna rağmen z.sare'yi genelde uzun kollularla dolaştırdım. Zaten beyaz tenli bir bebek olduğu için güneşten çok çabuk etkileniyor. Ayrıca mescid içleri, oteller de klimalardan dolayı gayet serin. Hatta bu yüzden kapşonlu hırka bile giydirdiğim oluyordu üstüne.. Medine'de avluda kıldığımız bir öğle namazı vakti sıcaktan sebep üzerindeki uzun kollu tişörtü çıkarmak istediğimde arap hanımlardan birisi buna engel olmuştu, nazar değer diye :) Kaldı ki güneşten etkilenmesin diye güneş kremi sürmektense uzun kollu giydirmek evladır diye düşünüyorum. Günün ortasında en sıcak vakitte dışarılarda dolaşmadıktan sonra sorun da teşkil etmiyor. Fotoğrafları kontrol ettiğimde gördüm ki body ile durduğu tek yer Mekke-Medine arasındaki otobüs yolculuğuymuş. :)

Bebek arabası en elzemler arasında diyebilirim. Uçağın kapısına kadar gidebiliyorsunuz ve inerken teslim alıyorsunuz. Otelde, dışarıda, yemek yerken, namaz kılarken uyuduğunda, özellikle Medine'de çok kullanılıyor. Mekke'de Mescid'e, tavafa girmesi yasak. Umre'nin tavaf ve sayı esnasında kanguru kullandık. Fakat kanguru ile bebek taşımak kolay değil, yorucu oluyor epey. Ayrıca Z.Sare içinde pek durmak da istemedi, sıkıldı. Bu sebeple kalan tavafları genelde eşimle sırayla yaptık. Gündüz sıcaktan, akşam ise kalabalıktan dolayı hiç tavaf yapmadım. Gece saat 11 civarı gidiyorduk ve gayet sakin oluyordu. Çok şükür Kabe'ye elimi süre süre tavafımı yaptığım vakitler oldu. O saatte 2 yada 3 üstüste kaç tavaf yapabilirsem artık..

Her vakit namazını, uyuduğu için, mescitlerde kılamadım malesef.. Sabah namazlarını genelde.. Ve önemli yerlere ziyaretler de sabah 6buçuk gibi yapıldığı için katılamadım.

Yolculuğumuz esnasında emmesi dışında çoğunlukla kavanoz mamalardan kullandım. Orada Hero baby de dahil her çeşit kavanoz mama bulmak münkün.. Yanıma, sadece akşamları yedirdiğim, suyla karıştırılan toz mamadan da aldım. Bir de cam rende götürmüştüm. Meyve püresi yapmak için. Fazla yemek yemeyen bebekler için kullanışlı diyebilirim. Zaten oranın en büyük avantajı bol taze hurmanın olması. Hurma yedikten sonra gereken vitaminini almıştır diye düşünüyorum. Atıştırmalık-geçiştirmelik bol bol yedirmiştim. Bunların haricinde yemeklerde verilen yoğurt ve muzla da bebeklere takviye yapılabilir. Bunların dışında bir akşam et sulu bir çorba vardı, ondan yedirdiğimi hatırlıyorum..

Orada ilaç bulmak elbette mümükün, hatta adıyla bile var pek çok ilaç.. Fakat yine de yanımızda götürmemiz de fayda olabilir. Biz giderken Z. Sare diş çıkarma sebeiyle zaten hasta gibi olduğu için bu konuda full teçhizatlıydık diyebilirim :)

Bezmiş, ıslak mendilmiş, pamukmuş, alt açmasıymış, emzikmiş, biberonmuş.. Bu detaylara girmeyi gereksiz görüyorum. Çünkü zaten her anne değil yolculuk evden her çıkışında bunları eksiksiz yanına alır. Ama dediğim gibi bir eksik olursa da kıtlık mekanı değil ya, her çeşidini orada bulmak mümün.. Yalnızca şunu ekleyebilirim, küçük bir yastık götürmek özellikle uçakta ve otobüste gerçekten işe yarayabiliyor.

Portakal Ağacı Hac anılarını kaleme aldığı yazısında bebeği steril maskeyle gezdirmekten bahsetmiş. Biz hiç kullanmadık. Kullanmak istesek kullandırtır mıydı küçük hanım bilemeyeceğim.. Ama oralarda bir nevî ünlü biri gibi :p dolaştığımız için sayesinde herkes kucağına almaya yada bir şekilde sevmeye, öpmeye çalışıyordu. Kimini geçiştirseniz de her zaman aynı şeyi yapamıyorsunuz.. Yabancılar sizi-ağlar falan diyordum genelde (ki öyleydi zaten) ama bazen demeye fırsat kalmadan izinsiz kucaklarına bile aldıkları oluyordu. Küçük hanım da bir şey çektiyse ilgisini pek ses etmiyordu zaman zaman.. Demem o ki bir hastalık gelmedi çok şükür başımıza.. Belki de biraz tevekkül sahibi olmak gerek bazen..

Orada Rabbim herşeyin bir kolaylığını veriyor. Herşeyin bir hal çaresine bakılıyor. Hiç ummadık şekillerde külfet olarak görünen şeyler size bir lütuf olarak geri dönebiliyor. Yani ibadetler bakımından belki herşey gönlünce dört dörtlük olmayabiliyor ama zorluklar bile bir şekilde kolaylaşıyor.

Mevlâ tekrar tekrar o güzel yerlere gidebilmeyi nasip etsin inşallah..

12 Şubat 2012 Pazar

Bebekle Umre-3


Son akşam, yemekten ayrılırken grubumuzdaki arkadaşlardan birisiyle konuşmamız esnasında ziyaret gerçekleştiremediğimden bahsedince birlikte gitmeyi teklif etti. Böyle ortamlarda bir arkadaşının olması insanı cesaretlendiriyor doğrusu.. Yatsı namazından sonra vakit de çok geç olmadığı için saat 9-10 civarı, Z.S.yi babasına bırakarak gittik. Ve çok şükür normalde daha uzun sürede tamamlanan ziyareti fazlaca uzatmadan tamamlayabildik. Türk ve Endonezyalılar uyumlu ve daha sakin bir karaktere sahip oldukları için, diğerlerini daha önce içeri alıp onları bekletiyorlarmış. Özellikle İranlılar pek söz dinlemiyorlar ve izdihamla birlikte ezilme tehlikesi olan bir ortama sebep oluyorlar. Ayrıca  Ravza-i Mutahhara yani yeşil halıların olduğu kısmdan da ayrılmak bilmiyorlar J O kısımda iki kere ikişer rekat namaz kıldım ama nasıl kıldım Allah bilir.. Secdedeyken tepemden geçen bile oldu yani. İtiş kakışlar arasında namaza konsantre olmak imkansız gibi bir şey. Velhasıl son vakitte de olsa ziyaretimi gerçekleştirebilmiş olarak Medine’den ayrılabildim, çok şükür..

Medine’de Uhud Tepesi, Küba Mescidi gibi yerlere yapılan ziyaretlere maalesef katılamadık. Çünkü bu ziyaretlere sabah saat 6 buçuk gibi erken saatte gidiliyor. Z.S. ile gitmiş olsak otobüse indi bindilerden uyku düzeni bozulacağı için büyük ihtimal o gün ve belki devamı burnumuzdan gelirdi.

Kuba Mescidi
Z.Sare Medine’den Mekke’ye 5-6 saatlik yolculuk süresince de herhangi bir sıkıntı yaşatmadı bize, elhamdülillah.. Otobüste birkaç kişilik boş yer olduğu için eşim o koltuklardan birine geçti ve pıtırcık da bir kısmını yanımdaki koltukta uyuyarak geçirdi.. Genelde yabancılara gitmeyen, gayet yabani bir bebek olmasına rağmen yolda, namaz esnasında arkadaşlarımızla oyalandı. Kuba Mescidi’nde iki rekat namazla birlikte ihrama girdik. Yolculuğumuz salavatlar, lebbeykler, dualar, ilahilerle birlikte çok güzel geçti. Bir ara konakladığımız yerlerden birinde yolculardan biri telefonunu unutmuş, geri dönmek mecburiyetinde kaldık. Bu bizi kafileden biraz geri bıraksa da sonrasında bize çok büyük bir lütuf olarak geri döndü.  Artık Mekke şehrine girdiğimiz andan sonrasında otobüsteki heyecanı ifade edebilmem mümkün değil. Hele bir tepeden aşağı doğru inerken artık Mescid-i Haram’ın görünmesiyle olan coşku, lebbeykler.. Göz yaşların sel olduğu anlar..


Bebekle Umre-1
Bebekle Umre-2
Bebekle Umre-İhtiyaçlar
Bu aralar gidenleri duydukça fena olmaya başladım..

Gitmeden önce çok dinlemiştim bu ilahiyi.. bu akşam gene dinleyince bi kötü oldum, gözümün önünde canlandı oralar..

Allah'ım ne olur tekrar gitmek istiyorum, tekrar tekrar nasip et..


4 Şubat 2012 Cumartesi

hastane önünde incir ağacı


Kanser hastalığı o kadar yayıldı ki..önceden falancanın akrabası-arkadaşı şeklinde duyardık, şimdilerde en yakın arkadaşlarımıza kadar geldi..  Bir haber sitesinde  rastladığım, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın'ın verdiği aşağıdaki bilgileri paylaşmak istedim.. maddi-manevi herkesi yıpratan bu hastalığı Rabbim evlerden ırak etsin..



Günlük hayatımızda bazı tedbirler alırsak kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilirmiş:
*Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin. 
*Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
*Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. 
*Bol taze sebze ve meyve yiyin 
*Yeterli omega-3 alın. Ayçiçeği, mısır, kanola, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, kaymak, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin. 
*Kefir, ekşiyebilen yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin. Bu gıdaların fabrikasyon değil, doğal yöntemlerle üretilmiş olmasına özen gösterin. 
*Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
*Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
*Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
*Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
*Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz).
*Stresten uzak durun.
*İyi uyuyun.
*Çevresel toksin ve sigaradan uzak durun.
*D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
*Yeteri derecede egzersiz yapın.
*Aşırı alkol kullanmayın.
*İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
*Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir. 
*Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler. 
*Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın. Yemeklerinizi ve içeceklerinizi plastik kaplarda muhafaza etmeyin.

1 Şubat 2012 Çarşamba

çöp eve doğru gidiş..

hatırlarına gereksiz derecede bağlı bir insanım.. herşeyden-herkesten anı olabilecek herşeyi biriktirmek gibi saçma sapan bir huyum var, ezelden beri.. ara ara elime geçenleri gözüm döndüğü bir anda atsam da daha atmam gereken bir sürü şey mevcuttur eminim..

misal birkaç gün önce, ben teeeyy ilk okuldayken umreye -mi hacca mı şimdi bilemeyeceğim- giden bir tanıdığımızın hediye ettiği minik bir cüzdan geçti elime.. azme bak, neredeyse 15-16 yıl saklamışım onu.. misafir arefesiydi, o toparlanma hızıyla attım gitti.. böyle zamanlarda bazen atmamam gereken şeyleri de atabiliyorum ya neyse :)

30 Ocak 2012 Pazartesi

"ev alma, komşu al"

diye boşuna dememişler.. hafta sonu karşımıza yeni bir komşu geldi.. halim selim iyi insanlara benziyorlar..
e taşınma hali, evi biraz yaptırdılar da, tabiiki ufak tefek tıkırtılar, matkap sesleri oluyordu.. fakat üstlerindeki komşu cumartesi, temizlik yapıldığı gün, indi merdivenlerden aşarı bas bas bağırdı: "ben sizi iki defa uyarmadım mı, ses yapmayın diye." taşınıyoruz, ne yapalım diyorlar ama adam coşmuş, kadına karşı "seni gömerim oraya gibi" çirkin sözler bile sarfetti yani.. bi tahtası eksik herhalde, bugün camdan takip mi etti ne yaptıysa asansöre bindiğinde, adamcağızı yukarı çekmiş başlamış yine fırçalamaya.. Allah akıl fikir versin.. bu insan en ufak seste aşağıya inip çemkirecek herhalde..


apartmanımızda komşuluk diye bir şey yok zaten.. taşınalı 3 sene oldu, karşıdaki eski komşum hariç, bir kişi hoş geldin diye gelmedi.. bebek oldu, bir tane hayırlı olsun diyen yok.. hep yaşıtım, kafa dengi, samimiyet kurabileceğim bir komşu istiyordum ama nasip.. yaşıtım olmasa da karşıma yeni taşınan komşu ile iyi anlaşacağız gibi görünüyor, inşallah öyle olur..

27 Ocak 2012 Cuma

avantaj mı, dezavantaj mı?

son zamanlarda yaşımı ilk kez duyan herkes çok şaşırııyor, çünkü 20-21 yaşında gösterdiğimi söylüyorlar.. bu durum hoşuma gitmiyor dersem yalan olur :) ama sebep acaba yüzümün küçük görünmesi mi, giyim tarzım mı ya da bizim minik turta mı?? ;)

yaşlanmamak insanoğlunda bir tutku, bunu da şimdi estetiklerle yapmaya çalışıyorlar.. bu işin sonu nereye varır Allah-u A'lem..

yakın plan'da estetik konusu incelenmiş, izlemeye değer..

***
baya gerilerde kalmışım.. ilgisizlik de belki bir sebeptir amma ve lakin hala üni. giriş sınavını öss diye aratmam çok komik..


artık yeni dönemde değişen sınav sistemleri gibi ilköğretimlerde de epey değişiklik oldu.. el yazıya geçilmesi,  netten bol ödevli günler gibi.. internetsiz ev kalmayacak olması güzel de yakında net bağımlılığı tedavi merkezleri açılırsa şaşırmamak gerekir.. çocuklar internetin başından kalkmak istemiyorlar..  


gerçi bizim bıdık şimdiden cep tel ve bilgisayar düşkünü.. geleceğini düşünemiyorum, o ayrı.. önceden soldaki fotoğrafta olduğu gibi parmağımızı tutarak basmaya çalışıyordu şimdi elinden alınca kıyametler kopuyor..






16 Ocak 2012 Pazartesi

biz kaza ve kadere inanırız.. elhamdülillah..

şu hayatta her şey insan için diye boşuna dememişler, acısı da tatlısı da..




geçenlerde, kalbinin midesinin olduğu kısımda gelişmesinden dolayı, iç organları yer değiştirdiği için yaşama şansı olmayan bir bebekten bahsetmişlerdi.. en ünlü hastanelerin en ünlü prof.ları dahil hepsi bebeğin alınması gerektiğini söylemişler.. anne adayı kocası dahil hiç kimsenin sözüne kulak asmayıp bebeği doğuracağını söyleyerek doğurmuş.. bebek elbette fazla uzun yaşamamış, sadece 5 gün, ama annenin büyük bir dirayet gösterek, bütün sıkıntıları göze alarak doğurması takdire şayan doğrusu..


doğum sonrası eşinin görürsen unutamazsın ısrarlarına rağmen, arkadaşımın ve annesinin vesilesiyle görmeye gitmiş, bebeğini.. o süreye ve sonrasında vefat edinceye kadar hareketsiz yatan bebek annesi eline dokununca elini sıkmış, ayakları hareketlenmiş.. işte anne ile bebek arasındaki o özel bağ..


babannem gayet neşeli bir insandı.. iki evladını bebekken kaybettikten sonra, ki yaşaması da dayanması da çok zor bir hikayedir onunki de, asıl neşesini kaybettiğinden, öncesinde bir söyleyen iki gülen bir insan olduğundan bahsederdi, hep.. Allah kimselere evlat acısı yaşatmasın, yaşayanlara da dayanma gücü, sabır versin..

9 Ocak 2012 Pazartesi

helallik

İnsanlar pek çok açıdan pek çok kategoriye ayrılabilir..

Benim zihnimdeki sınıflandırmalardan biri de şu ki;  "Hakkını helal et" dediğinde:

1- Hiç ses çıkarmayanlar.. (helal ettiğinde bir şeyleri mi eksilecek diye düşünüyorlar ya da arada laf kaynıyor veya kaynatılıyor mu bilemiyorum.)
2- Sen de helal et diye karşılık verip akabinde senden "helal olsun" cevabını alınca "benden yana da helal olsun" diyenler..
3- Hiç çekinmeden direk "helal olsun" deyip aynı karşılığı bekleyenler..
4- Ve sadece "ne demek, kat kat helal olsun" diyebilenler..

4. şıktakiler, sizi çok seviyorum.. çünkü eliniz olduğu gibi gönlünüz de cömert..

iznik gölü'nde gün biterken..

6 Ocak 2012 Cuma

nineler isyanda :)

iki gün önce güneş olduğu için, fırsat bu fırsat deyip, evde sıkılmaktan nereyi dökeceğini şaşıran pıtırcıkla parka gittik.. park çocukların peşlerinde dolaşan yaşlı teyzelerle dolu, kimi babanne, kimi anane bazısı da bakıcı.. nadiren genç görüyorum ki onların da çoğu bakıcılar..

o gün baktım teyzeler toplanmışlar bir araya hararetli hararetli konuşuyorlar kendi aralarında.. ben de z.s.nin peşindeyim.. sonra biri benimle bir kişiyi de işaret ederek sözüm meclisten dışarı siz hariçsiniz, dedi. hayırdır teyze dedim, ne oldu.. meğer teyzeler, çocuklarını kendilerine bırakıp çalışmaya giden torunlarının annelerinden şikayetçiymişler :) bir tanesi de "doğuruyorlar, sonra da boşuna mı okuduk deyip çalışmaya gidiyorlar." diye söyleniyordu. torunu annesini çok özlüyor, gelmesine yakın bir eşyasını alıp koklamaya başlıyormuş. kadın işten gelince yorgun olduğu için doğru düzgün ilgilenemiyormuş da haliyle..

yazık!! üzülüyorum bu çocuklara, nasıl bir psikoloji içinde büyüyorlar.. en çok anneleriyle birlikte olacakları vakitte ayrı gayrılar.. yine aileden bir büyüğün bakması elbette daha iyi.. geçende parkta bakıcısı tarafından yüksek sesle azarlanan bir çocuğa şahit oldum, sesimi de çıkaramadım  ama nasıl üzüldüm kahroldum.. sindirmiş resmen çocuğu.. vay efendim düzgün oynamasını bilmiyormuş da, yoksa eve götürecekmiş de.. halbuki çocuğun yaptığı bir şey yok, parktaki bütün çocuklar gibi kaydırağa tersten çıkıyor.. şayet bir şey olmasından korkuyorsan, takıp kulaklığı parkın etrafını turlayacağına, dur çocuğun başında madem.. sonra da çocuğun elinden bile tutmadan o önde, küçük arkada gittiler..

bazı çocuklar da bakıcılarına çok alışıyorlar.. konuştuğum, biraz yaşı olan bir bakıcı bahsetmişti.. "bir önceki gün eski baktığım çocuk da buradaydı. beni görünce koştu sarıldı, ayrılmak istemedi. bir o çekiyor beni bir şimdi baktığım, kaldım arada." dedi.

gerçekten çalışmak zorunda kalan anneleri anlıyorum ama sırf kendini tatmin etmek uğruna, "ay ben evde kalamam, sıkılırım" tribine girip, kazandıkları parayı da bakıcıya yatıranlara, o masum yavruyu değil sadece kendini düşünenlere hiiiç anlam veremiyorum.. kır dizini   büyüt çocuğunu, okula başladıktan sonra da git nerede istiyorsan çalış!!! demek istiyorum..

benim düşüncem budur arkadaş..

31ocak'tan beri