7 Aralık 2009 Pazartesi
geçti gitti, hamdolsun..
cuma günü evimizi, mutfakta patlayan bir boru yüzünden, su bastı..
tam yattığımız sıraydı, gece 1 civarı.. birden şakır şakır sesler gelmeye başladı.. ani bastıran yağmur zannetik.. merakla hayati cama gitti ki ne gezer.. sonra ben içeri koştum tabi.. mutfak lavabosunun altından fışkıran tazyikli su hole de taşmaya başlamış.. o anda "hayati koşşş" diye bastım çığlığı :) apar topar dışarıdaki vanadan kapatmaya çıktı ama 4 daireninki bir arada olduğu için bizimkini ikide bir sönen lambalardan bulması biraz zaman aldı.... ben, moralim bozulduğu için başladım ağlamaya :) misafir odasına geçmesin diye, kapısının önünü kapattım hemen.. aynı şekilde oturma odasının da ama zaten oraya girmiş çoktan.. o panikle insan nereye koşturacağını şaşırıyor, nereyi engellesem diye uğraşıyor..
tam o sıralarda karşı dairemizdeki komşu da misafirlerini uğurluyormuş.. bizdeki telaşeyi görünce ailecek yardıma geldiler, sağolsunlar.. onların evvelce başına böyle bir olay gelmiş olduğu için, neler yapmak gerektiği konusunda daha bilinçlilerdi tabiiki.. halıları rulo yaptı erkekler, balkondan sallandırdılar, suyu süzülsün diye.. paspaslarla, havlularla suyu çekip boşalttık, kovalara... 1 saat falan sürmüştür, herhalde.. camları da açtık, sabaha kadar kurusun diye bıraktık..
tekrar yattığımız da saat 3'e geliyordu..
çok zormuş ama biz büyük bir felaketten resmen kıl payı döndük.. çok şükür.. ya biz uyurken olsaydı da evin heryerine yayılsaydı.. eşyalar, parkeler herşey mahvolurdu..
çok şükür Rabbim çok şükür..
3 Aralık 2009 Perşembe
tersine tebbet
sinirlerim tepemde..
tezle ilgili bugün yazdığım kısım, laptopla ilgili problemden dolayı silindi gitti.. aslında kurtarılmış olması lazım, n'oldu anlamadım!!
yine tezle ilgili aradığım bazı dökümanları sanırım taşınma esnasında kaybetmişim.. evi didik didik aradım yok!! olsaydılar şimdi çok işime yarayacaktı..
zaten bunların yanında gerisi vesaire kaldı...
affff Allah'ım..
25 Kasım 2009 Çarşamba
merak
ben çok rüya görürüm, o yüzden mi acaba bu unutkanlığım..
yalan dünya
sonra tevafuken karşılaştım geçenlerde.. şimdilerde söyleyeni meşhur olmuş türkiye'de.. yıl.dız(yul.duz) us.ma.nova imiş.. belki şarkının kendisi de meşhur olmuştur.. pek radyo dinlemediğim ve tv. miz olmadığı için bilemiyorum..
bu versiyon hala benim favorim..
bu türkiye'de çıkan albümdenmiş..
bu da enstrümental.. sanırım hüs.nü şen.len.dirici'li..
videolu olmasa daha iyiydi ama elimden bu kadarı geliyor.. bu şarkı burdan mandalin'e gelsin ;)
22 Kasım 2009 Pazar
dumansız hayat, oh ne rahat.
oysa bu akşam, şöyle rahat rahat gönlümüzce oturduk, sonra da misler gibi çıkıp evimize döndük :)
şimdiki hükûmetin, bizim için yaptığı en önemli icraatlerden biri de, işte budur!!
***
dışarıda ne sis var ama, çınar altındayken karşı yakanın ışıklarını görebilmek mümkün olmadı.. o derece yani..
18 Kasım 2009 Çarşamba
"bir nefes sıhhat, istiyorum"
sebze-meyve desen genetiği değiştirilmiş..
balık.. kirli deniz sularından dolayı zehirli madde taşıyorlar.. konserve ton balığı yüksek miktarda civa içeriyormuş..
tavuk eti.. suni yemle beslenip, hatta gece dahi ışık yakmak suretiyle hızlı şekilde büyütülüyor..
kırmızı et.. ha kezâ..
hazır gıdalar, konserveler, içecekler.. koruyucu madde içeriyorlar.. kansere sebebiyet veriyor..
vs vs.. saymakla bitmez..
bunları geçtim, enerji tasarruflu ampuller bile radyasyon yayıyormuş.. kablosuz modem'in zararlarından bahsediliyor.. Dünya Sağlık örgütü'nün yaptığı 10 yıllık araştırmanın sonucunda "cep telefonu kullanımının üç tür beyin tümörü ve bir tür tükürük bezi tümörüyle ilişkili olduğu ortaya çıktı" deniyor..
sonuç olarak biz nerede yaşayacağız- ne yiyip ne içeceğiz??
"dünyanın çivisi çıktı" deniyor ya hani, aynen öyle! ilerlemeden kastımız hayatımızı berbat hale getirmek olmuş.. yaşam kalitemizi yükselttiğimizi zannerderken düşürüyoruz farkında olmadan.. hergün bir kanser vak'ası duyar oldum.. öyle de zor bir hastalık..
bu zaman ahirzaman.. sonumuz hayrola!
13 Kasım 2009 Cuma
geçen günlere kısa özet
salı akşamı saat 01:05'de zannetiğimiz uçağına biz götürdük, bagajları vereceğimiz sırada görevli Köln uçağın kapılarının kapandığını söyledi.. şaşırdık.. oysa bizim bildiğimiz vakte daha 2 saat vardı.. meğer uçağın kalkış vakti 10:50 imiş, orada olma vakti değil.. kısacası bilet yandı, yenisi alındı, ertesi gün uğurladık teyzemi..
bilet internetten alınmıştı ve hiç bir açıklaması olmadan üç tane saat yan yana yazılmıştı.. 10:50 01:05 03:15 şeklinde.. hepsinin arasında iki saat olunca haliyle teyzem de fazla düşünmeden 1'i kalkış 3'ü de iniş vakti olarak bellemiş.. nasip işte, teyzemin bende kalmasını çok istiyordum ama fırsat olmamıştı, demek çok istemişim ki nasip etti Allah :)
buarada; kolonya kelimesi Almanya'nın Köln şehrinden geliyormuş.. yani kolonya Köln demek yada Köln kolonya ;)
***
çarşamba günü isam'a gittim, bir hocamızla tezimin gidişatı hakkında görüşmek amacıyla.. yanımızda başka bir hoca daha vardı.. bana neden latinize yapmadığımı sordular, sırf latinize etmek bile başlı başına bir tez olabilirmiş, şaşırdılar.. fakat danışman hocam istememişti.. ayrıca ne yapabileceğim konusunda kendisi pek yardımcı da olmadığı için ve beni "ne yapacağın sana kalmış, o senin tezin" şeklinde sözlerle başından savdığı için - ki ben böyle algılıyorum, böyle düşünüyorum- ona çok kızgınım.. isam'da görüştüğüm hocadan Allah razı olsun.. bana pek çok fikir verdi ve cesaretlendirdi bu konuda.. yeniden tezimin gidişatı değişti malesef vakit kaybından başka bir şey olmadı kısacası.. geçen vakte mi yanayım, heba olan emeklerime mi!!
29 Ekim 2009 Perşembe
eski günlerin hatırına
dün gece rüyamdaydı.. uyandığımda çok karışık olduğu için rüyamı ve diğer kişileri çok net hatırlayamasam da onu hatırlamam nasıl olduğuna dair merakımı da kamçıladı.. aslında kaç kere aramış olmama rağmen haberleşme konusunda çok vefasız olduğu için tekrar aramayacaktım ama kendini arkadaş çevresinden soyutlamasında ailesinin de etkisi olduğunu düşündüğümden evine telefon açtım, konuştuk biraz..
görüşelim, dedim
nasıl, dedi
bana gel, dedim
izin vermezler, dedi
dışarıda görüşelim, dedim
o da olmaz, dedi
toplanıp bir arkadaşa gideceğiz, oraya gel, dedim
ona da izin vermezler, dedi
biz size gelelim bari, dedim sonunda :)
diplomasını almamış.. okula gidersen almak için haber ver, orada görüşelim hiç olmazsa, dedim
inşallah, dedi...
nasip.. ev numaramı aldı.. cep telefonunu kullanmadığı için numarası kapanmış.. bakalım arayacak mı.. kim bilir ne zamaaann..
daha lisans yıllarında, biz arkadaşlarla bazen toplanır öğle yemeğini okulun dışında yerdik yada gezmeye bir yere giderdik.. o çok ısrar ettiğimiz zamanlarda bile gelmezdi, babası izin vermiyor diye..evden okula- okuldan eve.. babası polis olduğu için çok olay gördüğünden midir yoksa başka bir sebebi mi vardır bilmem, ailesi dış dünyaya dair sadece okula gitmesine izin verirdi..
başka hiç bir yere.. telefonda "nasılsın" diye sorduğumda da "n'apayım, hep evdeyim" dedi...
sınav sabahları ders çalışma işini son dakikaya bırakmış B. ve ben; düzenli çalıştığı için, ona tabiri caizse yapışır, bütün konuları anlattırırdık.. Allah razı olsun kırmazdı ve bizim için erken gelirdi..
uzun süredir konuşmayınca ortak konular da azalıyor haliyle.. " 'ay h....a' dedi, her zaman hitab ettiği şekilde, konuşacak konu bulamıyorum" :) konuşmaya devam etmek ister bir ses tonuyla söyledi ama bunu.. bulduk bir şeyler halleştik..
aramam çok hoşuna gitti, mutlu oldu elbette.. herkes aranmaktan- sorulmaktan hoşlanır-hoşlanıyor.. 'ammavelakin' arayıp-sormak gibi bir haslet de herkeste bulunmuyor malesef..
ben genelde bir iki arıyorum, baktım aramıyorsa o kişi, ben de aramıyorum.. biraz kinci miyim ne :))
evet sevgili arkadaşlar, kısacası irtibatı koparmayalım ;)
***
reyhan izmirden gelmişti.. dün de kahvaltıya bana geldi.. sağolsun umre'den benim için güzel ciciler getirmiş.. yaklaşık 3 aydır görüşmediğimiz için özleşmişiz.. yanan yeşil ışığı kaçırmamak için apar topar ayrılsak da:) ayrılmak zor oldu elbette.. daha konuşacaklarımız bitmemişti..
***
okul sona erince herkes bir yana dağılıyor.. eski günler özleniyor..
şimdi sırada mandalin var..
bekliyorum :)
20 Ekim 2009 Salı
bismillah: hat kursuna başladım..
gerçekten çok emek isteyen, gönül isteyen, sabır isteyen bir iş.. ki kolayca pes etmeyesin..
gelgelelim ben halihazırdaki halet-i ruhiyemle her an firar edebilirim, bu uzuun yolculuktan..
saatlerce bir harf üzerinde çalışıp hâlâ beceremiyor olmak, moral bozucu..
ya nasip.. ya kısmet.."
geçen hafta gitmedim.. bu hafta da gidemeyeceğim sanırım..
yattı bu iş!
gibi sanki... 2 kasım
16 Ekim 2009 Cuma
önce merve'nin babası melda'nın dedesinin vefat haberini aldık.. onun etkisini atlatamadan daha, fakültemizin 2 yıl önce emekli olmuş hocalarından prof. dr. İbrahim Canan'ın üzücü bir trafik kazasında vefat etiğini öğrendik, geçen gün..
fani dünya.. ölüm kendisi sürekli hatırlatıyor..
beyin kanseri olan amcanın hastalığı -ki söylediklerine göre fazla ömrü kalmamış, aylarla sınırlı-ve vefatlar üstüste gelince insan ister istemez ölüm hakkında daha çok düşünmeye başlıyor..
ölümden korkuyor muyum???
aslında hayır.. merak ettiğim bir tecrübe.. bambaşka bir dünyanın kapıları açılıyor elhasılı..
ahh bir de amellerime güvenebilsem..
Ahmet Turan Alkan bir yazısında der ki:
"Hayattaki ölümün acısına yaslanarak bakıldığında 'ölümün öteki yüzü' görünmüyor. Oysa öteki yüzde, ölümdeki hayat var; 'Dünyanın sıkıntısı, dağdağa ve boğucu havasından sıyrıl! Yitirdiğin cennete ve ruhun asıl yurduna dön!' deniliyor. Bu hitaba kulak verenler içinse, ölüm; bir iltifat çağrısına ve aslî mekâna bir davetiyeye dönüşüyor."
ölümle kopmayacak olan dünya-ukba bağını ise Efendimiz (s.a.v.)'in şu anlamlı hadis-i şerifinde açıkça görmek mümkün:
“İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç şey müstesnâ: İlki sadaka-i câriye, yani hayrı devam eden iyilikler, ikincisi insanlara yararlı cinsten ilim ve nihâyet kendisine dua eden hayırlı evlat."
***
Rabbim hayırlı uzun bir ömürde güzel ameller işleyerek güzel ölümü ,Mevlânâ hazretlerinin ifade ettiği biçimde bir "şeb-i arus" yaşamayı ve sevdiklerimizle o alemde de yeniden bir araya gelebilmeyi nasip etsin, inşallah..
9 Ekim 2009 Cuma
inna lillah..
ve dün gece de annemlerin ailece görüştüğü-çok sevdiği, neşeli-kıpır kıpır, bir araya geldiğimiz vakitlerde hem çocukları eğlendiren hem espirileri-şakaları ile büyükleri neşelendiren bir amcanın kanser olduğunu öğrendim..
kendi tanıdık çevremden bile o kadar çok kanser vak'ası duyar oldum ki son zamanlarda..
artık yediğimiz ve kullandığımız şeylerin etkisi yavaş yavaş çıkmaya başlıyor, sanırım.. hem çeken için hem bakan için fevkalade zor bir hastalık.. Allah tüm hasta ve yakınlarına sabır&şifa versin, ve sağlıklı olan hepimizi de korusun inşallah..
bir iş nasıl başlarsa öyle biter derler ya, kısacası gün böylece kötü başladı kötü bitti...
***
hayırlı cumalar herkese..
7 Ekim 2009 Çarşamba
yazılmışsa kader, bundan ibaret..
Artık evimize geçtiğimizden beri tam manasıyla-doğru düzgün bir bağlantı sağlanamadı internette.. bir varsa bir yok ve ziyadesiyle yavaş.. bu arda benim nasreddin hoca’nın helva hikayesi hesabı, yazmak istesem net yok- net gelse yazma isteğim yok- ikisi bir arada olsa işim çok vs..
Hali hazırda isteğimin geldiği vakti bulmuşken-yine net yok ama- mic. Word’e yazayım dedim.. 6 ekim ikindsi saat 5 buçuk civarında..
2 hafta sonu önce geçtik evimize.. o günden beridir de hala aradığımızı bulacak kıvama gelmiş bir yerleşme düzeni sağlayamasam da genel hatlarıyla bir düzen oturttum hamdolsun..
şimdi sıra geldi, yazlıktayken biriken gezi-ziyaret planlarını gerçekleştirmeye.. 3 tane yeni doğmuş bebek koklayacağım inşallah.. eslem’e umre ziyaretini geçen Cuma gerçekleştirdim hamdolsun..
ve ismek’e kaydoldum.. hobi olarak yapabilceğim aynı zamanda kendi adıma kafa dağıtmak için tercih ettiğm resim, telkâri vb. gibi bir branş istiyordum ama kaydın son günü, son dakika gidince elde kalanlardan birine razı oldum nihayet.. hat.. nasip, vardır bunu seçebilmiş olmamda da bir hikmet.. severek yaparım umarım, çünkü hattın hobi olarak vakit geçirmek için değil severek-ömrünü adayarak yapılması gerektiğini düşünüyorum, nedense..
geçtiğimiz hafta sonu e.nin nişanı oldu, Pendik Ada tesislerinde.. lise 5lisinin 3. üyesinin evliliğini de toplum nezdinde resmiyete döktük.. e.nin annesi bizi erkeklerden birine tanıttığı sırada -dayısıymış- ben babası zannedince bütün nişan boyu dayının takılmalarına maruz kaldım.. vay efendim “e. Onun kızı olacak kadar kendisi yaşlı mı görünüyormuş” J bazı insanlar var, yaşı büyük görünmesini istemediği için kendisine yaş yakınsa abla yada büyükse teyze, amca vs. denmesini istemez.. misal sevdiğim birisi daha var, küçüklüğümden beri tanıdığım ve o zamanlar teyze demeye alıştığım, annemin yaşlarında belki biraz daha küçük.. sonra biz büyüdük.. hasılı genç görünmesine rağmen ağız alışkanlığı ile, teyze deyince çok bozulur “abla deyin, teyze demeyin, o kadar yaşlı mıyım ben” diye uyarırdı..
bilmiyorum bir gün ben de öyle olur muyum ama halihazırda böyle yaş-hitap meselesine takılmalar çok gereksiz ve hatta komik geliyor.. yaşayıp göreceğiz J
3 Ekim 2009 Cumartesi
just hope
11 Eylül 2009 Cuma
8 Eylül 2009 Salı
hey Yarabbim!
b. Topa.loğlu hoca aradı beni ki kendisiyle hiç bir diyalogum da yoktur.. adımı söyledi, sen misin dedi.. evet dedim ama tabiiki kendisini telefonda tanımadım :) siz kimsiniz dedim, adını söyledi ve o anda şok şok.. 3 saniye içinde aklımdan bin türlü şey geçti:
-aha, kesin benim kaydım falan silindi, bir şey oldu.. sa.fa hoca da demişti, kaydını bir kontrol et diye de arayıp bir türlü ulaşamyınca o zaman, sonra da ihmal etmiştim..
-yok yok, tez hocam değişti.. onunla ilgili bir konu..
-hayır canım başka bir arkadaşla ilgili bir mesele vardır..
-derin!! arapça bilgimden istifade edecek değil a..
-yoksa kuzenle mi alakalı??
-vs. vs..
sonra hoca bana "nesefî" ile ilgili olan doktora tezimi kullanmak istediğini söyleyince içimden bir oh çektim.. çünkü benimle alakalı bir mesele değildi :) hocam o kişi ben değilim, ben yüksek lisans öğrencisiyim, dedim.. soyadımı da söyleyince, benimle ilgisi olmadığı netleşti.. hoca "ben de, öğrencim beni sesimden nasıl tanımaz diyorum" dedi :) meğer h.al.per hoca nasıl ulaştıysa o arkadaş yerine benim telefon numarama ulaşmış :)
7 Eylül 2009 Pazartesi
bir pazar da böyle geçti..

Kadıköy'e kadar arabayla gidip, Haydarpaşa'dan motorla Eminönü'ne geçtik.. Zira gidiş-dönüşlerdeki köprü trafiği işkencesi çekilmezdi.. Hava da güzel olduğu için bir şekilde bu fırsatı değerlendirdiğimiz iyi oldu.. Artık sonbahara girdiğimiz için, bir daha dışarı gezmesine güzel hava denk gelir mi, Allahualem.. Ki bugün de hava buralarda sabahtan akşama kapalı ve fakat çiselemekle yetinip şöyle şakır şakır yağamadı yağmur..
Eminönü'nde motordan inip tramvaya geçtik.. balık ekmek satılan yerlerde pişkin pişkin oruç yiyenleri görüp üzüldüm.. özellikle başı kapalı alenen yemek yiyenleri görünce daha çok üzülüyorum.. bir sebebin olabilir, ama herkes bilmek durumunda değil.. toplum olarak haya duygumuzu kaybedeli çok oldu da bir bayan olarak dindar olmanın en bariz özelliğini taşırken, "haya imandandır" hadis-i şerifini bu derece hiçe saymak, ancak Allah sonumuzu hayretsin dedirtir..
Tramvaydan saat 7 suları inince iftar için yer aramaya koyulduk.. günlerden Pazar olması sebebiyle de aşırı bir yoğunluk vardı.. Zor zahmet orucumuzu açacak yer bulduk, iftara dakikalar kala.. Menü aşağıdaki gibiydi.. Azar azar koymuşlar yemekleri, doymam gibi gelmişti ama bitermedim bile :) Oruçlu olunca insan çabuk tıkanıyor.. Vee akabinde ağır yumurta kokan waffle.. İftar sonrası namaz kılıp fuarı gezelim dedik fakat ne mümkün.. Caminin kapısına bile yaklaşamadık uzun bir süre..

Akşam namazı sonrası bir müddet daha fuarı gezdik.. M.Engin Noyan, Kanal7'de çıkan Döngeloğlu hoca ve daha başka bazı yazarların imza günüymüş.. Kiminin başı çok kalabalık, kimine gelen giden yoktu.. İlginç olan anlardan biri "ben bu kitapların yazarıyım, 2 tanesi 5 lira" diye yazarın birinin kitaplarını neredeyse standından atlatayacak şekilde satmaya çalışmasıydı.. Hayati Engin Noyan'dan imza alırken ben yayınevlerini dolaşmaya devam ettim.. Bu esnada Zafer yayınlarında Cüneyd Suavi'yi gördüm.. Artık yorulup fuarın tamamını dolaşamayacağımızı anlayınca, tam avludan çıkacağımız esnada hayatiye Cüneyd Suavi'yi gördüğümden bahsedince bir U dönüşüyle geri döndük.. Çünkü hayati Sakarya üniv.den tanıyormuş kendisini.. Mutlaka görüşmek istiyorum, dedi ve gittik yanına.. Maşallah çok çok hoş bir insan kendisi.. Bazı insanları eserleri, sesleri vb. ile tanıyıp sonra kendisini görünce nedense bir türlü kabullenemez, benimseyemezsiniz.. Mesela M.Emin.Ay, İbrahim Sadri öyle olmuştu benim için.. Fakat Cüneyd beyi görünce "Tamam, hayatın içinden o hikayeleri yazacak munis insan bu." dedim.
Kısa bir sohbet ve bizim için hayır dua-güzel dileklerinden sonra mandalinin "mahya fotosu çek" talimatı doğrultusunda Blue Mosque'un "edep nurdan bir taçtır" mahyasını çekmeye çalıştım.. malesef mandalinim pek beceremedim :( Ama Yeni Camii'nin "birlik rahmettir" yazılı mahyası daha hallice oldu, bakalım beğenecek misin :)

Dönüş yolunda Eminönü'ne yürüyerek indik, çok hafif çiseleyen yağmurla birlikte.. Yağmurda yürümeyi zaten severim, yorgun olmasaydık çok daha keyifli olurdu eminim.. saat 10 buçuk civarı eminönüne geldiğimizde Kadıköy iskelesinin kapandığını görüp teyy Karaköy'e de yürümemiz gerektiğini görünce, yol iyice gözümde büyüdü.. Bir heves motora da baktık ama nafile.. Tıngır mıngır köprüden geçerken Karaköy'e vapurun yanaşmaya başladığını gördük.. Bu sırada da arkamızdan da koşturanlar olunca, o heyecanla can geldi :) Koşar adım attık kendimizi ama vapura binince pert oldum haliyle..
künefecide kadayıf yapımı
Kısa günün karı aldığım kitaplar, rafa dizildiler.. İkisi şiir kitabı: Biri dîvan edebiyatından, diğeri Erdem Bayazıt'ın..Çok isteyip bir türlü hiç bir kitabını okumadığım yazarlara kaydı gözüm, yine.. İskender Pala'nın son kitabını alsam mı diye düşündüm.. Ve yine yeniden, "sonra hepsini birden sırayla okurum" diye vazgeçtim.. Ertelemekte üstüme yok, bir yerden başlasam devamı gelecek ama can çıkar huy çıkmaz!
2 Eylül 2009 Çarşamba
sonra..


1 Eylül 2009 Salı
Son günleri geldi mi Ramazan'ın, bayrama kavuşma sevinciyle birlikte toplum olarak bu şevki kaybedeceğimiz olmanın üzüntüsü de sarardı cidden.. halkın bütün tabakalarına hitab eden entel dantel televizyon kanalları bile azıcık da olsa hizaya gelir zira..
Ama bu Ramazan'ın bir an önce geçmesini istiyorum.. sıkılıyorum bazı şeylerden.. bir şeye canım sıkıldıysa artık herşey, her olay, her olan-olmayan, her söz, her davranış hatta her bakış batar bana.. buralar da miadını doldurdu.. eve de gitmek istemiyorum.. işi çok çünkü, yapacak-ilgilenecek gücüm takatım da yok..
28 Ağustos 2009 Cuma
iyiki doğdumm, gördün mü 25 oldumm :)
24 Ağustos 2009 Pazartesi
osmanlı'dan esintiler
Zonaro 1896'da saray ressamı olur ama bir takım nedenlerle padişahın resmini yapması yasaktır. Bu sanatçının ağrına gider. Padişaha mektup yazar: “…Kudretli ceddiniz II. Mehmed, Venedik Cumhuriyeti diplomatları aracılığıyla Venedikli sanatçı Gentile Bellini'yi portresini yaptırmak için İstanbul'a sarayına çağırdı. Ben, bir başka Venedikli de, zaten emrinizde olarak aynı izne rıza göstermelerini Zat-ı Şahane'den acizane rica ediyorum….” Padişah, Zonaro'nun bu ricasını kabul eder. II. Meşrutiyet'in ilan edildiği günlerde, üç ayrı pozda portresini yaptırır. Üçüncü pozunda sadece birkaç dakika durur, çatık kaşlı ve çok kaygılı bir yüz ifadesi vardır.
Dönemin şairlerinden Kami bey, bir gün Zonaro'yu atölyesinde ziyaret eder. Zonaro o dönemde bu tablo üzerinde çalışmaktadır. “Tabloda solda Rufai dervişleri yer alıyordu, ortaya müritlerinin üstüne basan şeyhi, sağa da şeyhin ve dervişlerin arkalarına doğru, namazda secde eden bir adamı yerleştirdim, bu buluşumdan memnundum. Ziyaretime gelen bir Türk bilgini rahatımı kaçırana dek… Fikrini söylemeye zorladığımda şöyle açıkladı: 'Hiçbir zaman bir Müslüman, önünde biri varken namaza durmaz… En azından Gerome'un* namaz kılanların önlerine pabuçlarını koyduğu Namaz'ı (tablonun adı) gibi gülünç ve tuhaf bir resim yapmak istemiyorsanız! Onlar, biz Müslümanlara, Allah'a değil, pabuçlarına namaz kıldırıyor gibi gelir. Bu o kadar gülünç bir şeydir ki, böyle bir kompozisyonu gördüğümüzde hem güleriz, hem de o sanatçının dinimizin çirkin bir karikatürünü yapmak istediğini düşünürüz.' Utandım kaldım ve can dostum gider gitmez, az önce beni pek mutlu etmiş olan buluşumu hiddetle silmeye koyuldum.”
"ne gelirse senden gelsin, kahrın da hoş lütfun da hoş"
yazacaklar birikti yine..
mecalim olduğu bir vakit inşallah, görüşmek üzere...
3 Ağustos 2009 Pazartesi
biz ve cübbeli...
babam şimdiden seneye için de "mısır seyehati" mi yapsak, diye düşünmeye başlamış bile :))
keşkee bize de nasip olsa.. (inşallah)
bu aralar keyfim tıkırında hamdolsun.. bir yaramazlık yok..
annemleri karşıladık..
bu hafta sonu bursa planımız var..
sonrakisinde belki bandırma..
teyzemler gelmiş Almanya'dan..
hafta içi arkadaşlarımı ağırlayacakmışım..
reyhanım da gelmiş memleketinden.. ;)
veee en güzeli hocayla görüşüp tezimi şekillendirmişim..
ee daha ne olsun.. sağlık olsun :)
antrparantez: "evet sağlık da olsun inşallah..."
***
dün gece teketek'te cübbeli ahmet hocayı izledik.. yer yer çok esprili komik muhabbetler oldu.. özellikle "çek şeytana" kısmında çok güldüm :)
bu fatih altaylı'da da hiç izan yok hakikaten.. arada öyle laflar etti ki anlamak mümkün değil.. misal hoca cennetteki bir durumdan bahsediyor, altaylı "ama bu insan haklarına" aykırı diye bir çıkış yapıyor.. yafu cennette kime göre hangi insan hakkından söz ediyorsun :))
bugün erenköy sağlık ocağında beklerken kadının biri "yüzmek de sünnetmiş, bilmiyordum." deyince akşamki programdan bahsettiklerini anladım.. hemmen radarları açtım tabi :) erenköy zihniyetindekilerin ne düşündüklerini merak ettim çünkü.. "kesinlikle çok zeki biri.. çok da şeker biriymiş yaa, öyle bilmiyordum ben" dedi sonra da :) devam ettiler ama anlamadım sonrasını.. akşamki programda geçen programın kendileri hakkındaki ön yargıları kırdığından bahsediyordu, cübbeli hoca'da.. nisbeten de olsa doğruymuş demekki..
buyrun programın başlangıcına:
devamı içinse burdan buyrun..
25 Temmuz 2009 Cumartesi
19 Temmuz 2009 Pazar
bir pazar da böyle geçti..
***
günlerdir zihnmizde, bir polonezköy gezisi mevcut idi.. bu hafta sonu için gitmeye niyetlensek de sabah erken serin vakitte kalkamadığımız için sıcak vakitlerde yollara düşmeyi de pek gözümüz kesmedi açıkçası..
akşam üstü saat 6 civarı çıktık yola.. şuraya mı buraya mı gitsek derken kurtköy-ballıca istikametinden devamla yol bizi nereye götürür, canımız nerden gitmek isterse ordan gideriz diyerek çıktık yola.. buarada sıcaklık saat 6-7 arası bile 32 dereceydi.. gündüzünü tahayyül edemiyorum..
ballıca-kurtdoğmuş sapağından kurtdoğmuş yönüne saptık.. önümüze çıkan her sapakta " sağdan mı, soldan mı gidelim" diye sorup "bu sefer sağdan, şimdi soldan, bu yol daha güzel şu taraftan" şeklinde tercihlerle kâh çıkmaz sokaklara :) kâh sapa yerlere bozuk yollara girdik, çıktık, döndük, dolaştık..

ömerli barajı etrafında iki ileri bir geri yaparken..


"yazıklar olsun!!!" demekten başka söyleyecek söz bulamıyorum...

"ablaa, gazeteci ablaa, bizi de çeksene.." diyerek hemen poz verdi, soldaki sarı tişörtlü çocuk.. diğerleri de eksik kalmadı tabi, hemen yerleştiler :)
çektikten sonra sarılı efe:
"yarın sabah gasteye bakcam.. sabah gastesine.. nasıl çıkmışız diye.."
yanlarından ayrılırken de, giyim kuşamımdan olsa gerek "zaman" gazetesinden olabileceğimize hükmettilklerini bildirdiler :)


yolların efendisi sürüler :)

en büyük dezavantajı çok yakınındaki viaport avm olsa gerek..bilmiyorum burası bir gün ıslah olur mu...
ve viaport, köfteci ramiz ise son durak oldu.. köftesi güzel, salataya koyduğum sirkesi lezzetli, köfte altındaki pidesi harika ama elemanları acemi gibi.. 3ü 5i bir araya toplanıp muhabbetten, görüp-gelip seninle ilgilenmiyorlar.. illa seslenip çağıracaksın.. sonra hepsi birden bir tarafa dağılıp koşturmaya başlıyor :)
17 Temmuz 2009 Cuma
beklenen..
13 Temmuz 2009 Pazartesi
arz-ı hal
9 Temmuz 2009 Perşembe
bir gurur hikayesi :)
***
geç kalkmak çok kötü.. ne günün bereketi oluyor ne de uyandıktan sonra kolunu kaldıracak halin.. bugün 11'i geçerken uyanmışım, sabahtan beri ordan oraya yıkılma hallerindeyim..
***
cumartesi gündüz, bir arkadaşın davetlisiydik.. benim için birkaç saatlik de olsa çok güzel bir gündü..
-ha mandalin'i aramadım değil, orası ayrı ;) süper misafirperverliği için bu güzel anneye burdan da selam ederim..
***
cumartesi akşamı ise, koştur koştur beykoz'dan ayrılıp kardeşlerimin rumeli hisarüstü boğaziçi konak'taki, erkek kardeşimin bu sene başkanlığını yaptığı boğaziçi yöneticiler vakfı'nın mezuniyetine yetişmeye çalıştık, ki yetişebildik tam vaktinde hamdolsun.. yemek ikramı sonrasında konuşmalar yapıldı ve akabinde öğrencilere plaketler verildi..
vakfın kurucularından dışişleri bakanı ah.met da.vut.oğlu da bir konuşma yaptı ve aynı zamanda boğaziçi tarih bölümünden mezun olan kızı se.fure'nin de plaketini verdi..
erkek kardeşim Salih'in plaketini annem, kız kardeşim Merve'ninkini ise babam verdi.. o gece babam rahat görünse de annem fazlasıyla heyecanlıydı.. ekabirden sonra bir konuşma da Salih yaptı ve annemle babamın aynı anda 4 diplomayı fazlasıyla hakkettiklerinden bahsetti, konuşmanın bir yerinde.. bizimkileri fazlasıyla duygulandıran bir konuşmaydı bu.. yapılan fedakarlıklar en güzel şekliyle karşılık bulmaya başladı artık.. bir anne-baba daha ne ister ki..
gecede bir de "en"ler vardı.. Merve'yi "en iyi not tutan" ki bölümlerindeki çoğu kişinin elinden ders notları geçmiştir herhalde :) Salih'i ise obama geldiğinde öğrencilerle yaptığı görüşme esnasındaki, haber sitelerinde yayınlanan, tokalaşma fotoğrafları ve yabancı haber sitelerinde yayınlanan söylediği cümleden yola çıkarak "en politik" seçmişler :)
3 Temmuz 2009 Cuma
29 Haziran 2009 Pazartesi
günler geceler durmaz geçiyor, sermayen olan ömrün bitiyor..
e herkesin sorma sebebi farklı elbette ama, " aaa, yetti gâri!"


22 Haziran 2009 Pazartesi
fasl-ı "kolay donduuma" bitti..
özetle:
bir telaş taşındım.. telefon bağlatmadık, internet de dolayısıyla.. çünkü taşınma akabinde kurtköye geçecektik, ki 15 gündür yaklaşık kurtköydeyiz.. buraya da net ancak bağlandı derken, elimin üst kısmı bilekten kesildi, 10 gün önce.. kan akışı yoğun olunca hastaneye gittik, dikiş attılar.. bugün dikişler alındı ama yara kapanmamış malesef.. her gün pansumana gitmem gerekiyor :(
bir de kesik olduğu içinn tetanoz aşısı yaptılar ki epey sancılı bir acıymış.. kaç gün kesik yerimden daha çok ağrıdı desem yalan olmaz yani.. durmadan yazı yazınca kolun uyuşması-ağrıması gibi bir şey.. insanın kolunu kaldırmaya hali olmuyor..
neyse hamdolsun bugünümüze.. hayırlar saklıdır inşallah..
geçen hafta sonu pazar günü sapancadaydık.. bu pazar da karamürsel bahçelerinde gezdik.. geniş bir vakitte yazacağım inşallah..
***
8 haziran'da yazıhane sahibini kaybettik..
beklenmeyen beklenen çıkageldi erkenden..
yazacak belki çok şey varken, yazacak kelime bulamıyor cümle kuramıyorum..
her zamanki gibi..
en sona bana çok hayıflandığım bu konuda bazı önerileri olmuştu.. özellikle gezi yazılarını nasıl daha ilginç-etkileyici-okunur kılabileceğime dair öğütlerdi bunlar..
tamam dedim,
söz dedim,
söz bir dahaki sefere bunları göz önünde bulundurup yazacağım dedim,
sen de okur yorumunu yaparsın dedim ama kaderin cilvesini hesap etmedim..
Rabbim sen onu herkesten iyi bilirsin, Rahmetinle muamele eyle.. amin..
26 Mayıs 2009 Salı
soru-n
Senden korkmaz kuldan utanmaz hale gelmişiz..
Bu gidiş nereye...
25 Mayıs 2009 Pazartesi
gitti giden-dönmedi..

13 Mayıs 2009 Çarşamba
karanfil mutluluğu
21 Nisan 2009 Salı
arı vız vız vız




18 Nisan 2009 Cumartesi
nasip ve nasipsizlik

**türkan saylan'ın bilimsel bir sempozyum için cidde'ye gittiğinde yaptığı umrenin hatırası imiş :) yıl 1983..

17 Nisan 2009 Cuma
sanırım, bir kaç telefon görüşmesini saymazsak, blog yazmaya niyetliydim ama sabahtan beri blog okuyorum.. linki olanlar ve bildiğim birkaçı hariç pek sağda solda dolaşmazken, bugün aşırı derecede sarmış durumdayım.. beynim sulanmış, gözlerim şaşılaşmış, ayakta duramayacak hale gelmiş olmalıyım.. pazartesiden beri süre gelen hastalığımın dinlenme evresini de böyle boş boş geçirmiş olmanın verdiği huzursuluğu da eklemeli.. ah hep o mandalinin yüzünden.. dün şurda şu var, bu blogda bu var diye bahsedince... :p
armutlu tatilimden ve devamını getirmeye niyetlendiğim şeylerden söz etmeye niyetliyken..
şifayı kapıp döndüğümün resmidir, şu yazı..
11 Nisan 2009 Cumartesi
yolcudur abbas, bağlasan durmaz
dün kartal'dan lise arkadaşlarım geldi, 2si hariç diğerleri ilk defa.. (Allah razı olsun bütün gün sağ kolum olan) mandalin de mevcuttu.. hariçten gazel okuyamadıkları için bekarlar evlilerin muhabbetinden, çocuksuzlar çocukluların muhabbetinden sıkılır genelde.. hele bir yeni anne adayı varsa, bir kere de herşeyi öğrenmek ister sanki.. görmüş geçirmiş olanlar uzuunn uzun fikirler verir, anılarını anlatır.. ve bu muhabbet döngüsü böylece sürer gider.. kimlerin en çok konuştuğunu- her konuda bir fikri olduğunu kimlerin de ekseriyetle hatta soru sorulmadıkça dinlemede kaldığını söylememe gerek yok sanırım :) daha sık görüşelim her buluşmada söylenir.. fakat ayrılındığı andan itibaren herkes kendi meşgalesine bir dalar ki, bir daha görüşene kadar aradan yılların geçtiği vakidir :)
bu hafta tez açısından çok verimsiz geçirdim.. evdeki hesaba bakarsam geçen hafta sonu, neredeyse 2 hafta içinde bitiriyordum, okumaları.. geçiniz..
bir kaç gün sonra geri dönersem inşallah, fotolarla anılar buluşması gerçekleştirip, geçmişte yazmaya niyetlenip her seferinde üşengeçlikten tamamlayamadığım yazılarımı da tamamlamak istiyorum artık..

bu fotoğraf da pazar'ın içinden geçtiğim bir sırada beni gazeteci zannedip "abla gazeteci misin? beni de mallarımla çeker misin?" suali karşısında çekilmiş bir poz.. ünlü olmaya ne meraklı milletiz ama :)
7 Nisan 2009 Salı
bilen varsa beri gelsin
dedikodunu ettirmeyecek şekilde yaşamaya mı çalışmaktır ??
"milletin ağzı torba değil büzesin" deyip,
dedikoduculara kulaklarını tıkayarak yaşamaya mı çalışmaktır??
3 Nisan 2009 Cuma
"nisyan ile ma'lül hafızam hatırlasın diye yazıyorum, bazen de yazarmış gibi yapıyorum"
mesela; mandaline bir sebepten dolayı sitem edeceğim ama konuyu hatırlayamadım punduna getirince benim de sana sitemim var ama sebebini hatırlamıyorum, dedim.. "ne zamandan?" diye sorup zaman belirtince kabahatini tahmin ettiği için sağolsun hatırlamam da yardımcı oldu:) işin asıl komik tarafı ise, benim şu an yine o meseleyi hatırlamıyor olmam!
korkuyorum... unutmak istemediğim şeyleri zamanla unutup gitmekten korkuyorum.. yaşanmış güzel günleri, güzel şeyleri hiç unutmamak, en ufak detayına kadar hatırlayabilmek istiyorum..
2 Nisan 2009 Perşembe
geldi deli efkarın içimi sardı
Bulamam kederimin nedenini,
Ayaklarıma hükmeder duygularım.
Yürürüm,
Sonu gelmez sokaklarında şehrin,
Yıldızı mı ararım bulutların arasında.
Sonra,
Bir melodi ararım,
Ruhumu işlerim, ve hüznümü.
Kafamda notalar, notalarda ben.
Yürürüm,
Ne kaldırımlar biter,
Ne başıboş geceler.
Hüseyin GÜL
24 Mart 2009 Salı
tavşanın suyunun suyunun suyu
koşuşturmacalı hayat bir nebze olsun, rutin haline döndü sayılır..


17 Şubat 2009 Salı
rahmet altında bir gezicik..





Kandilli yüzerken uykularda,